Mahir Şanlı'yı Mitler serisiyle tanıyoruz. Bu serinin müdavimlerinden biri olduğum için elimdeki bu kitabı okurken birazcık zorlandım çünkü hem Fransız yer ve kişi adları hem kaleminin değişik romanına uyum sağlamayadım. Mahir Bey babacan bir tavırla zorladığım terminlerde rahatça yardımcı oldu.
Sıkıcı birinci bölüm kilit noktası Ludwing oldu. Ludwig sahnesinden sonra soluksuz bir şekilde birinci bölümün sonuna kadar geldim. Ardenne Fransızı olan Ludwig'in şamanist tavrının ve Tom ile bağlantısı öğrenmek için sayfalar akıcı bir şekilde elimde akıp gitti. Birden bir detayla karşılaştım (Olongo). Olongo'nun Tom'un büyükbabası sandım. Bu tahminler kitap git gide akıcı bir hal almaya başladı.
Olongo gibi nice Türk'ün dramının yazarı maalesef SSCB denilen dinsiz ve terörist devlettir. İyi ki de Olongo, Kızıl Ordu'dan ayrılıp ABD'ye teslim oldu. Belçika'da yani gurbette yeni hayata merhaba dedi. Türk bir boy adı değil bir ulus adıdır. Türkiye Türkü, Kazak Türkü ve Tuva Türkü adları kullanmalıydı.
Olongo, mirasını iyi ki de Ludwig'e bıraktı çünkü oğlu Altay, hayırsız bir evlat çıkıp annesinin doğumdan ölmesine vesile olarak babasını gördü anneanne dolduruşuyla. Ne bilim gönül isterdi yarışmadan sonra Altay pişman olup seneleri geri getirmediği için babasının mirasına sahip çıkmalıydı. Keşke Olongo gerçek olsaydı mirası bana bıraksaydı böylece bir yanım Müslüman diğer yanım Göktanrıcı olurdu. Şamanistik güçle merak ettiğim insanların bilinçlerine yolculuk ederdim ve onların aurasını görecektim.
Bu kitabın ters köşesi Ilse oldu. Tom, ona ve evliliğine duyduğu saygıdan dolayı onu aldatmadı. Kitabın sonunda bu ters köşeyi görünce yok artık dedim. Tom sadık eş rolüyle gönüllerimizde taht kurarken kitabın sevişme sahnesi on numara. Okurken soluğum kesildi. Anı
Beni çok karışık duygulara sürükledi doğrusu. Üst katmanı Avrupa’da sahne ışıkları altında, alt katmanı Orta Asya’da kam davulu eşliğinde geçen bu hikaye, gerçekten de umudun hikayesi.
Haziran 1977 yılında İstanbul’da doğdum. Çocukluğum İstinye semtine bağlı Poligon mahallesi’nde geçti. İlkokulu mahallemizdeki Kazım Karabekir İlkokulu’nda, Ortaokulu Emirgan’daki Özdemir Sabancı Ortaokulu’nda okudum. Gültepe Endüstri Meslek Lisesi, Makina Ressamlığı Bölümü’nü bitirdikten sonra öğrenimime 1 yıl ara verdim. Kafkas Üniversitesi İşletmecilik bölümünü kazanarak öğrenimimi Artvin’de sürdürdüm.
Anne tarafından Terekeme, baba tarafından Ahıska Türk’üyüm. Baba tarafım Ahıska’dan Posof’a, oradan da Kars’a yerleşmiş.
Yaklaşık 20 yıldır Belçika’da ikamet etmekteyim. Evliyim, Jale ve Nisa adında iki kızım var.
Lisede edebiyat öğretmenim Serpil hanımın teşvikiyle yazmaya başladım. İnternetin hayatımıza girmesiyle blog ve forum sitelerinde yazılarıma devam ettim. 2008 yılında ilk kitabım olan Nostradamus ve Türkiye’nin Geleceği adlı kitabım yayınlandı. Bir yıl sonra Galatasaray tribünün ağabeyi, ultrAslan’ın kurucularından Alpaslan Dikmen’in anısına derlediğim “Alpaslan’a Mektuplar” yayınlandı. (2009)
Kızım Nisa’ya Lösemi teşhisi konulması sonrası yazmaya ara vermek durumunda kaldım. Tüm enerjimi onun iyileşmesi, ailemin ayakta kalabilmesi için harcadım. 2015 yılı Mart ayında Nisa hastalığını tam manasıyla yendi. Aynı yılın Haziranında, bu 5 yıllık süreçte beni ayakta tutan yegane etken olan UMUT’u romanlaştırdım. Mart ayında tamamladığım UMUT, Temmuz 2016′da satışa sunuldu.
2017 Kasım ayında ise gerçek bir hikayeden yola çıkarak kurguladığım, “Bir Kars Hikayesi” TALİH’i okuyucuyla buluşturduk.