İki farklı dönem, iki farklı kültür, iki farklı toplum anlatılıyor. Anadolu ile şehir yaşamı paralel ilerliyor. Her iki dönem ve kültürdeki insan ilişkilerinin farkı görülürken, iki dönem ve kültürde değişmeyen şey; kadına biçilen roller ve erkeğin hegemonyası. İkili ilişkiler tüm gerçekliği ile aktarılmış. Yaratılan karakterler kanlı canlı halleriyle karşımızda gibi. Gerek şehirdeki modern yaşam gerek Anadolu'daki yaşam ve olaylar güzel kurgulanmış. Hadiseleri, karakterleri, şehir ve köy yaşantısını aktarımı yazarın iyi gözlemci olduğunu gösteriyor. Kadın erkek ilişkilerinde nokta atışı tespitler görüyoruz. Kısacası ataerkil toplumdaki kadınların hikayeleri ya da bir türlü değişmeyen kaderlerini okuyacaksınız. Başka bir ifadeyle; değişmeyen, değişemeyen erkeklerin bulunduğu bir toplumdaki kadınların hikayesini. Yazar bir inekle bile empati yaptırabiliyor okuyucuya ve bizi bir empati duvarından öbür empati duvarına vuruyor. Ekmek kavgasının güçlüğü, madenciler üzerinden aktarılmış. Çalışma şartlarını okumak bile zor geliyor insana. Bir yanda yakın geçmiş bir yanda ise ikinci dünya savaşı sonrası dönemde yaşamış kadınların hikayesini kurgu olarak okuyoruz, hayatın gerçekleriyle yüzleşiyoruz. Bu iki dönem ve karakterler bir yerde birleşiyor. Betimlemeleri, benzetmeleriyle edebi yönden zengin ve güçlü bir eser. Yazar ayrıca, toplumdaki bellek yitiminin, bir ülkenin yıkımı olabileceğini vurgulamış. Tarihi gerçekler bir kurgu içinde aktarılmış. Zaman zaman hangisinin gerçek hangisinin kurgu olduğunu insan anlayamıyor. Bu da okurken, kendinizi kitaba ne kadar kaptırdığınızı gösteriyor. Hassas ruhları derinden incitebilecek bir kitap. Cumhuriyet sonrası inkılaplar, reformlar ve yeniliklerle gelişmekte olan bir ülkeyken, Demokrat parti dönemiyle neler yaşandığı, çağdaş bir