Bu kitap, gördüğümüz hastalıkların ötesine bakıyor.
Jacqueline Rose, ölümü sadece bedenin sonu değil,
toplumun ve bireyin içindeki bastırılmış bir yara olarak ele alıyor. Pandeminin gerçekliğiyle yüzleşirken,
benim gördüğüm sessizlik, en derin acıların üstünü örtme çabası.
Ölümler sayılarla anlatılırken, o ölümlerin arkasındaki yürekler konuşulmuyor.
Rose, o konuşulmayan acıyı, kayıpları, korkuları gün yüzüne çıkarıyor.
Ve sadece ölüm değil…
Yoksulluk, eşitsizlik, adaletsizlik gibi toplumsal yaralar da bu sessizliğin içinde saklanıyor.
Kimlerin sesi duyulmuyor? Kimlerin acısı görünmez oluyor? İşte bu soruların içinde dolanıyor kitap.
Rose bana diyor ki:
“Ölümü reddetmek, onu yaşamak değildir.
Onunla yüzleşmek gerekir ki, gerçek insan olabilelim.”
Bu kitap bana, acının ve ölümün insan hayatındaki yerini,
sessizlik içinde ne kadar büyüyüp bizi nasıl sarstığını gösteriyor.
Ve en çok da, o sessizliği kırmanın, konuşmanın, paylaşmanın gücünü.