VUSLAT
“Günlerden ne olduğunun bir önemi yok artık! Tırnaklarım da çok uzun değil zaten hayata tutunmak için! İçine dolmuş bütün anlamsızlıkları, vefasız karşılıkları, sahte sevgileri, ayıklıyorum sabırla. Maskesi düşmüş çirkinlikleri görmemek için kapatıyorum gözlerimi, umuda sarılmış güzel düşlerin hayalini kurmak için.”
“Merhameti olmayanın sevgisi de olmaz. İçinde sevgi barındırmayana da insan denmez. Katılaşmış bir kalp, körelmiş duygular bizi uçurumun kenarına sürükler.”
“Gökkuşağı bütün renklerini kadının coğrafyasından almıştır. Çünkü kadınların mutlulukları çiçekte, gülüşleri tatlı bir sözcükte, sevgileri güneşte, umutları şarkıda, hüzünleri bulutta, gözyaşları yağmurda, hasretleri gökyüzünde gizlidir; yüreğini onun avuçlarına bırakmadan bir kadını anlayamazsın!”
“Önce insanların ışıklarını söndürüyorlar, sonra karanlıktan şikâyet ediyorlar.”
Kitabı okumaya başladığım sabah ilk sayfalarında “ Öylesine gök gürültülü şimşekler çaktırıyor ki aklımı esir alan deli sorular…” diye satırları okurken burada da gök gürüldemeye başladı. Bu kadar tesadüf denk gelmesine şaşırdım.
Ana karakter Kürşat olarak başladı ilerleyen sayfalarda Ali ve Yusuf oldu. İki erkek kardeş ve üç kız kardeş olan aile babası vefat ettikten sonra miras tartışması üzücüydü. Miras girdi mi işin içine herkes değişiyor. Bu arada vasiyetnamenin olduğu sandık gerçekten ilginç olmuş. Vasiyetnamedeki yazılan şartlar güzeldi ve bir insanın yapması gerekenlerdi.
Bu kitap yorumunda karakterlerin isimlerini ilk başta yazmadım. Neden derseniz sebebi çok fazla karakter olması. Bu kitap yazarın kendi hayatı olduğu için yaşadıklarını yazarken ister istemez hepsini yazmış. Ancak bir kitapta ne kadar çok karakter olursa okuyucunun da aklı bir o kadar karışıyor… Eserde konudan konuya geçişler olmuş ve