Bu incelemede, uzun süredir merak ettiğim bir liderin yine uzun zamandır merak ettiğim kitabını okumuş bulunuyorum. Kitabın, altyapısı olmayan bir okur için ağır olabileceğini düşünmüştüm; ancak sade, jargonu az bir dille yazılmış olması sayesinde herkesin anlayabileceği bir anlatı sunduğunu söylemek mümkün.
Eserin ilk bölümü demokrasiye ayrılmıştır. Yazar, parlamentoyu demokrasinin bir aldatmacası olarak görür ve halkı tam anlamıyla temsil etmediğini vurgular. Ona göre parlamentolar, halk otoritesinin çalınmasına aracılık etmiş ve bu otoriteyi kendi tekellerine geçirmiştir. Bu nedenle siyasi sınıflar ve referandum sistemi eleştirilir; bunların yerine halkın aracı olmadan doğrudan devlete erişebildiği halk kongreleri ve halk komisyonları önerilir. Bölüm, basının özgür olması gerektiği vurgusuyla sona erer.
İkinci bölüm ekonomiye ayrılmıştır. Yazar, bir yerdeki üretim unsurlarının her birinin, o üretimden pay sahibi olması gerektiğini savunur. İnsanın ihtiyaçlarında başkasının söz sahibi olması hâlinde, bireyin tam anlamıyla özgür olamayacağını belirtir. Buna göre mesken, binek ve toprak; ferdin ve ailenin temel ihtiyaçlarıdır ve herkesin bunlara ücretsiz bir şekilde erişebilmesi gerekir. Mutlu bir toplumun ancak insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını başkalarının tahakkümünden kurtararak karşılamasıyla mümkün olacağını ileri sürer. Bu bölümde ayrıca evde çalışan hizmetçiler gibi çeşitli sosyal meselelere de değinilir.
Son bölümde ailenin ve kabilenin önemi ele alınır. Asıl sosyal eğitimin okullarda değil, bu çevrelerde verileceği savunulur. Bu bölümde beni en çok etkileyen kısım ise “kadın” başlığı olmuştur. Yazar, insanlık açısından kadın ve erkek arasında hiçbir fark olmadığını vurgulayarak söze başlar. Çocukların, çocuk yetiştirme çiftliklerinden ziyade annelerine