“Bazen bir ömür beklemek gerekir…”
Ertuğrul Özkeskin’in Yitik adlı romanı, yalnızca bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda sabrın, umudun ve sadakatin sınandığı bir yaşam öyküsü. Kitap, yağmurlu bir günde başlayan aşkın, yıllara yayılan bir bekleyişe dönüşmesini anlatıyor. Her satırında yüreğinize dokunan bir sızı, bir özlem ve en çok da sevgiyi hissediyorsunuz.
Başkarakterlerimiz İlker ve Mine’nin yolları, bir kafede kesişiyor. Yağmurdan kaçarken aşka yakalanıyorlar. Her şey masal gibi başlıyor ama ne yazık ki hayat, onlara bambaşka bir sınav hazırlıyor. Mine’nin geçirdiği talihsiz bir trafik kazası, sadece onun değil İlker’in de hayatını durduruyor. Ve tam sekiz yıl süren bir sessizlik başlıyor…
İlker’in eşine duyduğu büyük aşk, onu yoğun bakım kapısında yıllarca umutla beklemeye itiyor. Hiç kolay değil… Gün geçtikçe umudun eridiği, çaresizliğin büyüdüğü, ama sevginin hiç azalmadığı bir zaman dilimi bu. İlker, belki de milyonlarca kişi için “yapılmaz” denileni yapıyor: Sevdiğini bir ömür bekliyor. Ve sonra… Mine gözlerini açıyor.
Ama asıl hikâye burada başlıyor. Çünkü hayat, bekleyişin sonunda her zaman istediğimizi sunmaz. İlker’in yaşadığı duygular, umut ile hayal kırıklığı, mutluluk ile kaygı arasında gidip geliyor. Kitabın en güçlü yanı da bu: Gerçek hayatta olduğu gibi, her duygu iç içe geçiyor. Yazar, bunu sade ama etkileyici bir dille aktarmayı başarmış.
Her bölümde “ya ben olsaydım?” diye düşünmeden edemiyorsunuz. Bu hikâye sadece aşkı değil, aynı zamanda sadakati, bağlılığı ve hayata teşekkür etmeyi öğretiyor. Özellikle final bölümü, yüreğinize işliyor. Ağlamadan bitirmeniz pek mümkün değil.
Benim için yazarın kalemi ilk kez tanıştığım ama etkileyici bulduğum bir kalemdi. Duyguları sade bir anlatımla bu kadar etkili vermesi gerçekten takdir edilesi.