Adı:
Yoksunlar
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750836015
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Ferhat Özkan'ın öyküleri günümüzde revaçta olan çizginin uzağına düşüyor. Bunun nedeni, yazarın, kullanılagelen öykü kalıplarından, dil ve anlatım biçimlerinden uzak durması; biçim oyunlarının, duygu işlemeciliğinin yapaylığına düşmemesi.

İlk kitabı Logosoloji'de Özkan bu sıra dışı özelliklerini göstermişti. Yoksunlar'daki öykülerde günlük somut gerçekler üzerinden, adeta bilimsel bilgi yöntemleriyle insana varılıyor. Ortaya çıkan durumlar, okuru düşünceye dayalı bir ironiyle ve bir dizi kesinliklerle baş başa bırakıyor.

Bir söyleşisinde "Ne anlatırsam anlatayım, insanı ve insani olanı ıskalamayacaktım" diyen Ferhat Özkan, üstünde durulmayı hak eden özgün bir yazar olduğunu Yoksunlar ile bir kez daha gösteriyor.

Sınırlarını hiçbir zaman aşamayacağım hayatımda içe doğru bir yol açıyorum. Tünel kazan bir mahkûmum: Kendi hayatımdan, yine kendi hayatıma çıkıyorum.
biryudumkitap'a seneler önce abone olup ilk zaman büyük bir hevesle her gün gönderilen pasajları okuduğum zamanlar çoktan geride kalmıştı. artık sabahları altı buçukta kalkmıyor, mail gelene kadar kendime günaydın kahvesi yapmıyor, kahvenin son demlerinde gelen maili yaz aylarında bir çocuğun dışarıda bol koşturmalı bir oyundan sonra eve gelişini kutlarcasına kafasına diktiği koca bir bardak limonata gibi içivermiyordum. ne yapıyordum, tam olarak bilemiyorum; ama bunları yaptığım vakitler uzun uzuun zaman öncede kalmıştı.

sonra bir gün, bu site hakkında bir arkadaşımla konuştuktan sonra, mail adresimde ayların dökümü birikmişken, yeniden bir kontrol etmek istedim. tabii pasajlarla arama giren şeyi de düşündüm bir yandan. kendi kendime vardığım sonuç şuydu, evet, fikir mükemmeldi ama bazen hiç de beklediğime değmiyordu. aylar sonra ilk kez bir pasaj okuyacaktım ve değmeyecek bir şeye vakit harcamış olmak, hayalkırıklığına uğramak istemiyordum. sonra, ferhat özkan'ın bir dergide yayınlanmış küçük öyküsü -maalesef hangisiydi anımsamıyorum- çıktı karşıma. samimi gelmişti açıkçası. ben de biraz bakındım. bu minik kitabı gördüm. siparişlerimin arasına koyabileceğimi düşünüp aldım. sonra aldığımı bile unutmuşum. kitaplıkta yer de kaplamayınca gözüm bile ilişmemiş hiç.

neden sonra yanında duran kitaptan bir şeye bakacak oldum da fark ettim. ciddi ciddi unutmuşum kitabı. bir yandan buna şaşırırken öbür yandan çoktan kitabı elime alıp oturmuştum bile.

açıkçası, bana tam olarak o samimi hissi verdi. evet, dergilerde görmeye daha alışık olduğumuz ama mükemmel sevimli bir üslubu var yazarın. sadece, konuları hafif benzer olan iki öykünün ardışıklığı biraz "keşke iki öykü sonra konulsaydı bu, öyle daha mı bir güzel olurdu sanki?" dedirtiyor. bunun dışında insana ev sıcaklığı veren, sevecen mi sevecen bir kitap. öykü okumayı seviyorsanız yazarla tanışmanızı tavsiye ederim.

huh,
ilk ciddili(?) incelememi de şöylece bırakmış olayım. incelemeden ziyade kitabın benimle olan serüvenini anlattım daha çok -evet benim kitapla değil, kitabın benimle- ama olsun, değil mi?

(olsun olsun.)
Evet, büyük bir sanatçı olmayabilirim. Fakat hayatı bir sanat eserine dönüştürecek küçük duyarlıklar sayesinde hayatımı yaşama sanatında bir ustalığa erişebilirim. Bir elmayı, o ilk yasak meyve nasıl bir heyecan ve merakla yendiyse, öyle yiyebilme hazzını bana çok görmezsiniz umarım. Elma tadının, o lezzeti hiç almamış bir bilinçte çözülmesini yaşayabilsem her elma yediğimde keşke. Eğer gurmelik bir sanatsa, bir portakalın en lezzetli dilimini bulabilmekle yetinebilirim. (Bir portakalın tüm dilimleri lezzet bakımından eşit değildir.) Bir şehrin, insanlarıyla birlikte oluşturduğu fakat yapay kokularla bastırılmamış hakiki kokusunu alabilir; trafik ve inşaat gürültülerini aşarak şehir halkının keyifli sohbetler arasında attıkları ufak kahkahaları duyabilirim. Bir şehrin kahkahalarını işitebilmek bana göre hiç de basit bir sanat değildir, ne var ki insanoğlunun sanatsal ihtirasları arasında görünmeyecek kadar ufak kalacağını söylememe gerek yok sanırım. Birileri, tam da umutsuzluğa düşmek üzereyken veya bir konuşma yavaş yavaş tatsızlaşmaya başladığında ortaya çıkıp insanları farkında olmadıkları bir senfoniden haberdar edebilseydim... "Bir saniyenizi rica ediyorum hanımefendi. Şu uzaktaki kuş cıvıldamasını duyuyor musunuz? Biraz daha dikkatli lütfen... Hah, evet, kesik kesik ve çok zor duyulan o cıvıldamayı... Ne hoş ama değil mi? İşte bakın bir de kahkaha eklendi şimdi ona, çok güzel olmadı mı?"        Sokaklar, insan kalabalıklarının uğultularına, korna, motor, veya iş makinesi seslerine boğulmuş olsa da, her zaman dinlenecek güzel bir ses vardır, inanın bana. Umarım o insanlardan biri kılarak sevindirirsiniz beni. Şehir demişken... Her şehrin olmasa da , bildiğim birkaç şehrin tam kalbinden geçen rotayı bulup insanları harika bir turistik geziye çıkarabilirim. Şehrin tarihini değil, şehrin ruhunun tarihini anlatırım: "Yan tarafta Roma döneminden kalma bir hamamın yıkıntıları olsa da, hemen yanı başındaki küçük pastanede bundan tam otuz yıl önce birbirlerine gerçekten âşık bir çift, ilk kahvaltılarını yaptı. Kimseler bilmese de, gök kubbesi altında yaşanan bu muazzam duygu alışverişiyle şehrin çehresi önemli ölçüde değişti. Adamın, kadını birçok kez beklediği bu pastanenin çalışanlarıyla yaptığı sohbetlerde şehre dalga dalga insan sevgisi yayıldı. Hemen karşıdaki apartmanda birkaç gün önce yaşlı bir çift torunları olduğunda birbirlerine ne çok sevdiklerini, gençliklerinde hissedemedikleri kadar hissettiler. (Ve laf aramızda, bunu itiraf etmeyi kendilerine yediremediler.) Biraz ileride göreceğimiz küçük bahçeli evin ise başka türlü bir hikâyesi var. Bir erkek, annesi tarafından bazen ince ince, bazen hakaretler eşliğinde aşağılanmak bahtsızlığını tam kırk beş yıl boyunca aralıksız yaşadı. Hazin dersek şiddetini hayli hafifsemiş olacağımız bu acı hikâye, kahramanının geçirdiği bir cinnet sonucu, aralarında annesinin de olduğu yarım düzine insanı katletmesiyle daha acı bir şekilde devam etti. Hapishanede şişlenen adam, şehirdeki fırıncılık standartlarını yükseltmesiyle biliniyordu. Şey... Doğrusu, hiç kimse bu gerçeğin farkında değildi. Fırıncılar Odası'nın üyeleri hariç elbette. Zaten bu üyelerin de ona diş bileyen rakiplerinden ibaret olduğunu  ilave edip hemen şu sokakla devam edebiliriz turumuza. Ya, evet, haklısınız, hayat işte..."
Ferhat Özkan
Yapı Kredi Yayınları
Bir şehrin kahkahalarını işitebilmek bana göre hiç de basit bir sanat değildir, ne var ki insanoğlunun sanatsal ihtirasları arasında görünmeyecek kadar ufak kalacağını söylememe gerek yok sanırım
Evet, büyük bir sanatçı olmayabilirim. Fakat hayatı bir sanat eserine dönüştürecek küçük duyarlıklar sayesinde hayatımı yaşama sanatında bir ustalığa erişebilirim.
Evet, büyük bir sanatçı olmayabilirim. Fakat hayatı bir sanat eserine dönüştürecek küçük duyarlıklar sayesinde hayatımı yaşama sanatında bir ustalığa erişebilirim. Bir elmayı, o ilk yasak meyve nasıl bir heyecan ve merakla yendiyse, öyle yiyebilme hazzını bana çok görmezsiniz umarım. Elma tadının, o lezzeti hiç almamış bir bilinçte çözülmesini yaşayabilsem her elma yediğimde keşke.
" Başkalarının beni sevmesine değil, kendimin kendisini sevebilmesine ihtiyacım var."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yoksunlar
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750836015
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Ferhat Özkan'ın öyküleri günümüzde revaçta olan çizginin uzağına düşüyor. Bunun nedeni, yazarın, kullanılagelen öykü kalıplarından, dil ve anlatım biçimlerinden uzak durması; biçim oyunlarının, duygu işlemeciliğinin yapaylığına düşmemesi.

İlk kitabı Logosoloji'de Özkan bu sıra dışı özelliklerini göstermişti. Yoksunlar'daki öykülerde günlük somut gerçekler üzerinden, adeta bilimsel bilgi yöntemleriyle insana varılıyor. Ortaya çıkan durumlar, okuru düşünceye dayalı bir ironiyle ve bir dizi kesinliklerle baş başa bırakıyor.

Bir söyleşisinde "Ne anlatırsam anlatayım, insanı ve insani olanı ıskalamayacaktım" diyen Ferhat Özkan, üstünde durulmayı hak eden özgün bir yazar olduğunu Yoksunlar ile bir kez daha gösteriyor.

Sınırlarını hiçbir zaman aşamayacağım hayatımda içe doğru bir yol açıyorum. Tünel kazan bir mahkûmum: Kendi hayatımdan, yine kendi hayatıma çıkıyorum.

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • arslonga
  • Tuba SEZER
  • yasemin
  • merve gürler
  • Ayşe K.
  • Sallapati

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20 (1)
9
%0
8
%40 (2)
7
%20 (1)
6
%0
5
%20 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0