Gözlerini, yoğun sisin ardında devasa, soğuk bir anıt gibi yükselen morg kapısına dikti. O ağır metal kapı, sadece bir bina girişi değildi; yaşayanların dünyası ile ölülerin sessiz diyarı arasındaki o ince, keskin sınırdı. İhtişamlı ama bir o kadar da ürkütücüydü; sanki içeri giren her şeyi yutmaya hazır, doyumsuz bir ağız gibi bekliyordu.
"Bu şehir sadece bir gün günahsız durabilir mi?"
Cevabın hayır olduğunu, adli tıp uzmanı olduğu ilk günden beri biliyordu. Her gün bir vaka, her gün kapanmayan bir dosya... Sanki şehir, insanların acılarını ve kanlarını öğüterek beslenen, dişlileri hiç durmayan devasa bir makineye dönüşmüştü.
Merhaba kitap sever dostlarım bomba gibi bir kitapla karşınızdayım.
Bu serinin ilk kitabını çok sevmiştim ama itiraf etmeliyim ki Beş Duyunun Kasabı beni çok daha sert çarptı. Benim için şimdiden 2026'nın en gerilim dolu kitaplarından biri oldu. Daha ilk sayfalardan itibaren üzerime çöken o karanlık atmosfer, kitabın sonuna kadar peşimi bırakmadı. Hatta bazı bölümlerde öyle gerildim ki kitabı okurken parmaklarımın uyuştuğunu, tüm vücuduma ağrılar girdiğini hissettim.
Hikâye, adli tıp uzmanı Soner'in Kara Dere Köyü'ndeki korkunç bir cinayet vakasına gitmesiyle başlıyor. Karşılaştığı manzara ise sıradan bir cinayetin çok ötesinde. Kurban ölmeden önce akıl almaz işkenceler görmüş, beş duyusu sistematik şekilde yok edilmiş ve göğsüne spiral şeklinde yara işlenmiş. Üstelik olay yerindeki gizemli semboller olayın sadece bir cinayet olmadığını hissettiriyor. İlk başta bir intikam hikâyesi gibi görünen olaylar ilerledikçe çok daha karmaşık ve rahatsız edici bir hâl alıyor. Acaba ilk kitaptaki Kırmızı Ritüel ile bağlantısı var mı sorularını getiriyor akla.
Kitabı okurken en çok düşündüğüm şey ise bazı mesleklerin insan ruhuna yüklediği ağırlık oldu. Soner ve savcı Volkan'ın hayatları normal olmaktan çok uzak. Sürekli ölümle, vahşetle ve insanın en karanlık yönleriyle yüzleşmek zorundalar. Özellikle Soner'in her gece aynı saatte kabuslarla uyanması, yaşadığı psikolojik yıpranmayı çok güçlü şekilde hissettirdi. İlk kitaptan hatırladığımız bu durumun hâlâ devam etmesi karaktere ayrı bir gerçeklik katmış.
Yazar temposunu bir an bile düşürmüyor. Sürekli bir zamanla yarış hissi var ve her yeni ipucu sizi daha da büyük bir bilinmezin içine çekiyor. Ancak hassas okuyucular için küçük bir uyarı yapmak isterim; kitapta otopsi sahneleri, işkence detayları ve oldukça rahatsız edici suç