Okurken beni hem düşündüren hem de zaman zaman kendi hayatımla yüzleştiren bir kitap oldu. Benim için sadece bir roman değil, adeta iki kuşak arasındaki sessiz ama derin çatışmanın aynası gibi. Kendimi bazen gençlerin tarafında buldum, bazen de büyüklerin. Ama en çok da ikisinin arasında kalmış gibi hissettim.
Kitabın merkezindeki Bazarov karakteri beni ciddi anlamda etkiledi. Onun hayata karşı sert, sorgulayıcı ve neredeyse hiçbir değeri kabul etmeyen tavrı başta güçlü görünüyor ama sayfalar ilerledikçe aslında içinde ne kadar yalnızlık barındırdığını fark ettim. Açıkçası, her şeyi reddetmenin insanı özgürleştirmek yerine bazen daha da boşluğa düşürdüğünü düşündürdü bana. En çok dikkatimi çeken şey, kuşaklar arası çatışmanın ne kadar gerçek ve zamansız işlendiğiydi. Bazarov’un her şeyi sorgulayan, otoriteyi reddeden yapısı bir yandan etkileyici, bir yandan da insanı yalnızlığa iten bir taraf taşıyor.
Kitapta babalar ve oğullar arasındaki fark sadece yaş değil, hayata bakış, değerler ve inançlar üzerinden anlatılıyor. Büyüklerin gelenekçi yaklaşımı ile gençlerin yenilikçi ve asi tavrı arasındaki gerilim bana oldukça tanıdık geldi. Kendi çevremde de benzer çatışmaları gördüğüm için hikâye bana hiç yabancı gelmedi. Diğer yandan babalar tarafı da öyle tamamen haklı ya da haksız değil. Onlar geleneklere, değerlere tutunarak bir düzen kurmaya çalışıyorlar. Ama bu düzen gençlerin gözünde artık eski ve yetersiz kalıyor. Tam da bu noktada kitap bana şunu hissettirdi: Aslında mesele kimin haklı olduğu değil, birbirini anlamaya ne kadar açık olunduğu.
Dili genel olarak sade ama anlam olarak oldukça derin. Bazı bölümlerde olaydan çok düşünce ön planda olduğu için biraz yavaş ilerlediğini hissettim, fakat bu durum kitabın etkisini azaltmak yerine daha da artırdı diyebilirim.