Bir çocuk ölür ve dünya yerinden oynamaz.Oysa bir annenin göğsünde
zamanın kemikleri kırılır.
Agnes, rüzgârı dinleyen kadındır.
Toprağın nabzını tutar,otların fısıltısını bilir,yağmurun nerede duracağını hisseder.
Ama ölüm…
ölüm hiçbir bitkinin içinde yazmaz.
Hamnet’in adı evin duvarlarında yankı olur.
Bir kapının aralığında,bir gölgenin ucunda,yarım kalmış bir nefes gibi asılı durur.
Baba kelimelerden bir mezar kazar.
harfler yer değiştirir,acı yer değiştirmez.
Sahneye konur yas,alkışlanır trajedi,
ama annenin sessizliği hiçbir perdenin ardına sığmaz.
Agnes için zaman ikiye ayrılmıştır:
Öncesi mavi bir gelincik tarlası,
sonrası solmayan bir gölge.
Bir anne,çocuğunun adını içinden çağırırken daralır evren...
Çünkü bazı kayıplar mezara değil,
kalbe gömülür.
Ve sanat…
belki de acıya tutunmanın en zarif yoludur.
Ama en derin yas hiçbir zaman çiçek açmaz...
"Beni öldüreceğini biliyorum. Ateş et!yalnızca bir insanı öldüreceksin"
Bebeklik yaşında annesiyle birlikte yaptığı bir deniz banyosu sonrası başlayan astımı ona hayatı boyunca zorluk çıkaracak onunla mücadele ederken kendisiyle de mücadele edecek ve hastalığı " ne olursa olsun bir hayatta kalma mücadelesinin " bir aracı haline dönüştürecekti. Bu hastalığından dolayı başaramazsın denilen birçok şeyi başarmıştı. müzik kulağı olmadığı halde sürekli dans etti. Kenarda duran kızları dansa kaldırdı . Neden diye sorduğunda yeğeni. " kendilerini dışlanmış hissetmesinler" diyecekti. O sırada tanıştığı bir komünist militan onu "siyasi görüşlerinden çok ahlaki görüşleri olan biri " diye tanımlayacaktı.
Kişisel hırsları olmayan biriydi, biri onunla yarışmaya kalktığında hemen aradan çekilirdi.
________
Daha bu ve bunun gibi; kitaplarını, şiirlerini okuduğumuz, resimlerini ve heykellerini hayranlıkla izlediğimiz birçok dahinin derin ve görünenin ötesinde yaşadıkları içsel fırtınaları,duyguları çok güzel anlatan
olağanüstü bir kitap.