Naci!.. Sen ve emsalin ölmediniz, bir iki kazma darbesiyle oyulmuş bir çukura gömülmediniz; siz büyük Türklüğün, Müslümanlığın sinesinde hürmet ve saygıyla yaşayacaksınız!
Türk gençliğinin akıttığı, sel gibi döktüğü kanı, şüphesiz vatanın kuru topraklarını sulayacak ve büyük bir feyz ve bereketle bu muazzez vücutların yerine daha faydalı, daha intikam alıcı, daha gayretli, daha bilgili... Hâsılı Türklüğü, Türk vatanını, Turanı, eski haşmet ve azametinden daha yüksek ikballere, şevketlere çıkaracak, filizler fışkıracak.
İşte o zaman o şevket ve azametin ortaya çıkardığı bu kahraman, mütefekkir gençlerin, büyük atalarının namıyla kutsanıp yüceltilecek kahramanlık hikâyeleri destan olacak ve kendi gelecek ve saadetlerini bu şehit ve fedâilere borçlu olduklarını iftiharla itiraf edecek.
Aynı kalp, aynı sema, aynı nakarat değil miydi? Fakat neden bana bu akşamki sesler kimsesiz bir yavrunun masum feryatları, kanadı kırık bir kuşun yetimi feryatları kadar üzüntü verici geliyor. Aylarca evvel işittiğim bu nakaratın, o zaman gönlümde uyandırdığı ve ümit, saadet sevinçleriyle açılmış olan ince duygulara mukabil, bugün beni iğneleyen sızılar hâsıl oluyor.
Oh!... Çünkü o gün saadet emeli ve bahtiyarlık arzusu içinde idim. Bugün... Bugün ise ayrılık elemlerinin, harp facialarının vücuda getirdiği öyle karanlık ve derin felaket girdabının önündeyim ki, bunun nihayetsiz derinliklerine gözlerimi diktiğim zaman başımın bir kasırga süratiyle döndüğünü hissediyorum