Müslüm...
Hakan Günday...
Aynı cümlenin öznesi olabilirlermiş...
Müslüm’ün senaryosu Hakan Günday’ın kaleminden çıkmış.
Doğru seçim mi?
Kesinlikle evet çünkü Müslüm’ün hayatı yeraltı edebiyatını aratmayacak kadar karanlık, ürkütücü ve yaralayıcı...
Arabesk neden var anladım...
Arabesk müzik değil aslında, arabesk yaşanan acı...
Bir çığlık...
Arabesk bir kıvılcımdan doğan yangın...
Ucu kör bir bıçak...
Çünkü gördüm, annesinin kanıyla yıkanan bardaktan ilk rakısını ağlaya ağlaya içti 14 yaşındaki Müslüm...
Az önce babası, kardeşinin ve kendisinin gözü önünde, annesini ve 2 yaşındaki kız kardeşini yer sofrasını kana bulayarak bıçakla paramparça etti ; kan sıçradı rakı bardağına, yer sofrasına, duvara, kilime, ellerine, ruhuna, kalbine....
Türküyü söylemeyen , kendisi türkü olan bir adam Müslüm...
Yaralarını iyileştiremeyen adam...
Her ayağa kalkmaya yeltendiğinde yere devrilen adam...
Kafatasındaki plakayı gizlemek için alnına saçlarını düşürerek gizlemeye çalışan adam...
Babasının küfrederek avuçlarına koyduğu bir avuç toprağı, kardeşinin mezarına yetiştirmek için koşarken düşüp toprağı avuçlarından savrulan çocuk adam...
Herkesin cennette doğduğuna ama kendisinin cehennemde büyüdüğüne inanan vicdanının ağırlığını taşımaya gücü yetmeyen delikanlı adam...
Muhterem Nur’un deyimiyle : Güzel adamsın be...
ADAM tarifi yakışmış Müslüm’e...
“Adam olmak” la “erkek olmak” arasında çok fark var çünkü , adam olmak ayrı bir şey bunu kadınlar bilir ...
(Siz benim ne çektiğimi nerden bileceksiniz, diyenler affınıza sığınıyorum.)
Beyaz takım elbise giymesini yadırgardım arada ekranlarda tesadüfen gördüğümde...
Halbuki Muhterem Nur’un ona özel diktirdiği bu takımın bir anlamı var : Annesi çamaşırcıdır ve çarşaf yıkar hep...
Beyaz sabun kokan beyaz çamaşırlar anne rengidir, anne