"... düşlerinde taş olduklarını görüyorlardı, taşların uykusunun ne kadar ağır olduğu bilinir, kırlarda şöyle bir gezin görürsünüz, taşlar orada toprağa yarı gömülü olarak uyurlar, uyanmak içinse kim bilir neyi beklerler... " der Jose Saramago 'Körlük' kitabında.
Kırlardaki bütün taşların neyi beklediğini bilemem tabii ki. Fakat deniz kenarındaki bu taşın minik parmaklar ve kocaman bir kalbi beklediğini öğrendim. O minik parmaklardna da bana hediye geldi.
Kitaplığımıza koyalım, koyalım da ne mesaj alalım?
sevginin taşı nasıl nadide kıldığı olabilir, ya da Yahya Kemal'in "demir olsam dayanamazdım, erirdim, çürürdüm, taş oldum da dayandım" dediğindeki sabrı, Efendimiz sallallahu aleyhi vessellem'in Taif şehrinde taşlandığı hâlde "ilahi, sen kavmime hidayet ver onlar bilmiyorlar!" dediğindeki affetmeyi ve merhameti hatırlatsın.
Ve elbette hediyenin sahibi Kaan'ı ❤
Son birkaç yılda revaçta olna "baba ile kavga, baba sevgisizliği, babam bana güzel söz söylemedi" Mağduriyetini şuna benzer cümleler ile yerle bir ediyor yazar.
"O da bilmiyordu, onun da babası öyleydi, söylemezdi ama anlardık bizi severdi, sarılmazdı ama hissederdik" Vb.
Kavgayı bırakalım, nedeni bırakalım, niyeyi, niçini, ne zamanı bırakalım. Onlar zamanında öyleydi. Bu kadar, bitti. Kurban rolüne girmektense hayatı yaşamaya bakalım. Çünkü tek gerçek var ve kapımızı çalacak; Ölüm.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma