Kitap okurken, acılarını şadeleştirmeden yazanlara tesadüf ettiğim zaman şunu idrak ediyorum en çok: Böylesine yoğun bir acıyla muhatap olan sadece biziz sanyoruz ama cok şükür sandığımız kadar yalnız değiliz.
Şimdi öyle bir zamandaydım ki, dedikodular bile kurumsallaştı. TV'deki boktan bir yarışma programındaki yarışmacıyı tüm ülke tanıyor ve seksen bir vilayetin hepsinin müşterek gündemi, bu yarışmacının giydiği elbisenin deseni oluyordu. Nasıl ki her şehirdeki A hamburgercisindeki B mönüsünün içindekiler aynı ise, artık Türkiye'nin hemen her kafesinde oturan insanların konuştukları şeyler de tektipleşmişti. Prizlerden uzak yaşayamayanlar, bir yandan sosyal olduklarını kanıtlamanın endişesiyle gönülsüz şekilde masalarında otururken, diğer yandan telefonlarının ekranlarını okşayıp dün akşam TV’deki yarışmada olup bitenleri konuşuyorlardı. Sonra yalnız olmadıklarını kanıtlamış olduklarını sanarak evlerine dönüp yastıkla dertleşip ağlıyorlardı. Yalnızlığın modern zamanlara izdüşümü biraz böyleydi.