Ortada bir iletişim savaşı var.
Hangi ahlaktan bahsedeceksiniz? Kime neyi yasaklayacaksınız? Âlet yasak dinlemez. Şirket hiç dinlemez. (Sakın bana düğmenin insan elinde olduğunu söylemeyin. Bu tez modern teknolojiye sökmez).
Az sonra siz de oyuna girer ve oyunun kurallarını kabul edersiniz.
Ne diyor reklam:
"Kirlenmek güzeldir".
Mübarek olsun.
Sanal medya, sosyal medya bir hayalet gibi aramıza girdi. Öyle bir gaz saldı ki ortalığa, göz gözü görmez oldu.
Ne demokrasi, ne özgürlükler, ne hukuk ne mahremiyet hiçbir kutsal, hiçbir değer kalmadı.
İnsanoğlu bir kez daha yaptığı putun kurbanı olmuştu.
Mazisini redd-i miras etmiş bir milletin çocuklarıyız. Ders kitap larında ve okullarda yıllarca Osmanlı'yı kötüledik. Padişahlar yan gelip yatmış memleketi geri bırakmıştı. Yazımız okunmaz, dilimiz anlaşılmazdı. Mimarî diye köhne-tahta evlerden başka bir şey yoktu. Müzik mıymıntı, heykel ve resim yasaktı. Medeniyetten bihaberdik.
Kendi geçmişini bu kadar aşağılamak doğrusu millete ağır gelmiştir. Hele yasaklar yüzünden dedesinin mezar taşını okuyamamak ne acı!
Bu neden böyle oldu, üzerinde çok yazılıp çizildi. Ama ne denilmiş: "Cihanda kalmasın Yarab hiçbir hakikat nihan."
"Biz bu toprağa vurulmuşuz komutanım. Bunun kokusuna, otuna börtü böceğine. Vatan demişiz bir kere. Hani Aşık Veysel söyler ya, 'Benim sadık yarim kara topraktır' diye, işte onun gibi bir şey. Zor kazanır az yeriz. Allah'a şükrederiz. Kanaat en tükenmez hazine" der.
Toprak sevgisini rafa kaldıralı çok oldu. Kanaatı bırakıp tüketime koşuverdik. Zenginlik "gönül zenginliği" olmaktan çıktı. Refahın kalkınmanın, makine ve modern teknolojinin sihrine kapıldık. Artık yukarıda anlatılanlara ancak gülüp-geçilir oldu.
İyi mi oldu?