Oğuz Yılmaz'ın Şimal Yıldızı'nı okurken zihnimin bir köşesinde sürekli tek bir soru yankılandı: Seni insan yapan şeyi senden alırlarsa, geriye ne kalır? Yapay Tanrıça'nın steril cennetinde hafızasızlık bir lütuf olarak sunuluyor; acıyı, nefreti, kaybı silmek kulağa cazip bile geliyor bir an. Ama Leke'nin Şimal'i araması, o silinmiş isme tutunmaya devam etmesi, tam da bu cazibedeki tehlikeyi gözler önüne seriyor: unutmak kolay, hatırlamak ise bir direniş biçimi. Kitabın İstanbul harabelerinden Nemrut'a uzanan coğrafyası sadece dekor değil her durağın karakterin iç çöküşü ya da toparlanışıyla organik bir bağı var ve bu bağ romanın en güçlü yanı. Üslup zaman zaman kendi yoğunluğuna takılıp kalıyor, birkaç bölüm tempoyu yitiriyor; ama son çeyrek o kadar sert ve o kadar doğru kapanıyor ki, geride bıraktığı sarsıntı uzun süre dağılmıyor.
Şimal YıldızıOğuz Yılmaz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202646 okunma
Melisa Kesmez'in Çiçeklenmeler'ini bir öğleden sonra oturumunda bitirdim ve kapattıktan sonra uzun süre elimde tutup düşündüm. Türkan'ın hikâyesi bana uzak gelmiyor; aksine, hayatın bir yerinde "gösterilen yere ilişip" kalan, şikâyet etmeden ama içten içe bir şeylerin eksik olduğunu hisseden pek çok kadını belki de zaman zaman kendimi hatırlattı. Kesmez'in dili o kadar sade ve o kadar keskin ki cümleler büyük iddia taşımıyor ama tam ortanıza isabet ediyor. Kitabın kısalığına ilk başta dirensem de sonunda bu kısalığın bilinçli bir tercih olduğunu anladım: Türkan'ın hikâyesi, gereksiz hiçbir kelimeye ihtiyaç duymadan zaten tam. Belki son bölüm biraz aceleci, belki dönüşüm çok pürüzsüz ama bu tür eleştirileri seslendirmek için kitabı bir kez daha açıp içine girmek gerekiyor, o da zaten yazarın kazandığı bir şey.