Bir karakteri değil, çözülmekte olan bir zihni izledim.
Offf bu adamın her kitabını bitirdiğimde yarım saat duvar seyrettiriyor.
Tehlikeli Oyunlar Hikmet Benol’un hayattan geri çekilişi değil; hayata karşı verdiği sessiz ama inatçı direnişin hikâyesi. Kurduğu her oyun, aslında gerçekliğe dayanamadığı bir yerden doğuyor. Ama ne garip, insan en çok kaçtığı şeyin içinde kayboluyor.
Yalnızlık hikayesi mi? Cıkss yalnızlık hikâyesi değil sadece. Bu anlaşılmamanın, anlatamamanın ve en kötüsü, insanın kendine bile tahammül edememesinin hikâyesi.Bir insan kendine tahammül edemez mi? Edemiyor…
Hikmet’in iç sesi beni en çok sarsan yer.Çünkü orada süs yok, kaçış yok. İnsan kendiyle konuşurken ne kadar acımasız olabiliyorsa, o kadar gerçek.(olan var mı ben zaman zaman oluyorum)
Belki de bazı insanlar hayata uyum sağlayamaz değil… belki de hayat, bazı insanlara fazlasıyla yüzeysel kalır.
Okuması kolay değil. Yer yer dağıtıyor, yoruyor, hatta uzaklaştırıyor. Ama eğer vazgeçmezsen, sonunda seni kendinle baş başa bırakıyor.
Tam olarak nasıl biliyor musun? Darmadağınık bir anlatım,”neler oluyor yaw” derken,vazgeçmeden okumaya devam ediyorsun.Bir yere bağlanacağı belli ama asla ama asla kestiremiyorsun.
Ve kitabın sonlarına doğru öyle şeyler oluyor ki,3000’lik yap-bozun en kritik parçası yerine cuk oturuyor.
Tam o kısım Tehlikeli Oyunlar işte,sana yarım saat duvara baktırıyor,öyle boş boş.
Okuyun,Oğuz atayı okuduktan sonra bazı kitaplar size “amaaaann bu ne saçmalık”dedirtiyor.Şahsen bana öyle
Gittim ben