Kitap benim için 224. sayfada bitti. 224. sayfadan sonra gelen sayfaları üzüntümden düzgün bir kafayla okuyamadım. Travis, benim en sevdiğim karakterdi ve böyle saçma sapan bir ölümü hak ettiğini kesinlikle düşünmüyorum. Yazar olacaktı benim oğlum, favori yazarı gibi o da ünlenecek ve hayatını kuracaktı. Planları vardı. Dill ile ayrı eve çıkıp mutlu mesut yaşayacaklardı.
"Kiraya fazla katkıda bulunamazsan da... Mühim değil. Büyük kısmını ben öderim ve sen de payına düşen meblağı bana şarkılar çalarak ödersin."
O kadar harika bir karakterdi ki, o kadar ince ruhlu, iyi bir çocuktu ki, kendi akrabam ölmüş gibi üzüntü içindeyim şu an. Sırf olay olsun diye Travis ölmemeliydi. Benim tatlı asalı Northbrook'um iki meth bağımlısı it uğruna ölmemeliydi.
Bilgisayar alacaktı benim oğlum, bilgisayar almak için arta kalan odunları satıyordu. İki bağımlı it yüzünden ölmemeliydi, çıldıracağım, saçımı başımı yolacağım. Çok içerlendim. Çok kötü oldum.
Beklemiyordum ya, ben neler neler gördüm. Kafasından vurulup canlananı, "öldü" diyerekten morga götürülüp, meğer kalbi atıyormuş diyerek morgdan çıkarıldığıyla ilgili onlarca karakter gördüm ve benim Travis'im, iki meth bağımlısı itin sıktığı bir kurşun sebebiyle öldü.
"Bundan böyle birbirimize göz kulak olmalıyız. Birbirimizin ailesi olmalıyız çünkü bizimkiler çok boktan. Kendimize daha iyi hayatlar kurmak zorundayız. Yapmaya korktuğumuz şeyleri yapmaya başlamalıyız."
Ben bu çocuğun ölümünü kabullenmiyorum. Bunu binlerce kere tekrarlarım ve bundan asla bıkmam. Kimsenin ölümü bana bu kadar koymadı. Kabullenmiyorum çünkü bu basit kitabın, kitaplığımda aylarca boş boş duran ve Lydia'nın tüm gıcıklarına 200 sayfa boyunca dayandığım bu kitabın, en sevdiğim karakteri yok edip beni kahretmesini kendime yediremiyorum.
O kadar harika