#okudumbitti "İnsanın olmadığı yerden korkma,korkulacak her şeyi insan yapar." (s.34)
Merhaba kitap dostlarım,bugün size @shebo_nun_kelimeleri hocamın kaleme aldığı @edebiyatistyayinevi tarafından bizlerle buluşturulan 'Benim Adım Ole' kitabıyla geldim.Kitap 127 sayfadan ibaret olsa da anlattığı öykülerle yeri gelecek içinizi sıcacık edecek yeri gelecek sert rüzgarlar estirecek kadar duygudan duyguya savuran bir kitap.Öykü türünün en sevdiğim özelliği insanda farklı yasamlara sahip insanları anlatarak empati duygusunu geliştirmesi.
Kitapta iki bölüm mevcut,ilk bölümde beş ikinci bölümde yedi öykü yer almakta,bu öykülerin kahramanlarının çoğu çocuklar ve kadınlar ki yazar kitabını dünyanın en bahtsız çocuklarına ithaf ederek aslında kitabın içeriğine de vurgu yapmış.
Beni en çok etkileyen ilk bölümdeki öyküler oldu,diğer bölümde de çok güzel öyküler mevcut.
Kitap Figen denen dokuz yaşlarında bir kızın hayatıyla açılıyor,Figen annesiyle yaşayan bir kız çocuğu,babası onları terk etmiş ve annesi de Engin denen bir adamın peşine düşerek Figeni de yanına alarak onun memleketine yerleşiyor,Figen asla istemiyor çünkü Havva kendi deyimiyle arkadaşı Hava'dan ayrılmak istemiyor.Ama gittiği yerde de yine kendine güven duygusu gelişmemiş Ayten ile arkadaş oluyor.Ve bundan sonraki birinci bölüm öykülerini Aytenin anlatımıyla okuyoruz.Figenin zorlu yaşamı,Engin denen adamın onları terk etmesiyle annesinin düştüğü kötü durumu,yapılan dedikoduları vs.Kitaba adını veren öyküde ise Figen ve Ayten bir kızla arkadaş oluyorlar ama bu kızın annesi kızının okul dışında faaliyeti olmamasını istiyor,o yüzden kızlar o kızın evine gidip annesiyle tanışıyorlar ve onların tavan arasına çıkıyorlar,tavan arasında bir İspanyolca kitap bulan Figen en yakın arkadaşı Ayten'e bir oyun oynamaya karar
#okudumbitti Merhaba kitap dostlarım,bugün @parmakitap tarafından bizlere sunulan @ozlem.san hocamın kaleme aldığı bir kitapla geldim 'Şugar'.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki okuduğum kitapların dışında bir kurgu var kitapta. 85 sayfalık kısa ama etkileyici bir kitap okudum,okurken kendimi hem düşünürken hem de sorgularken yakaladım,kitaba başlarken kahramanın adını görünce bana kitap okumayı sevdiren "Alice Harikalar Diyarında"kitabı geldi aklıma ama konunun boyutu bambaşka.
Kitabın dili oldukça farklı LGBT+ bireylerinin kullandığı bir dilmiş ve yazar ifadeleri kolaylaştırmak için kitabın arkasına bir sözlük koymuş,bu, okuyucu için son derece iyi olmuş.
Kitabın ana karakteri Alis annesiyle iki odalı bir evde yaşamaktadır,annesi terzidir ve onun pullu renkli diktiği elbiseleri annesinden gizli gizli denemekte ve kendini iyi hissetmektedir. Annesi vefat edince köye dedesinin yanına gönderilir ancak Alis bu ortama alışamaz kendini yalnız mutsuz hisseder ve ordan kaçar.Bir anda Beyoğlu sokaklarının o ışıltılı, parlak,rengarenk haline vurulur ama o ışıltılı dünyanın arkasında duran asıl gerçek de ışıltılı mıdır yoksa karanlık dehlizlerde mi kalacaktır Alis,nelerle karşılaşacak,hayatına nasıl bir yön verecektir?İçindeki boşluğu ve kaybolmuşluğu nasıl dolduracaktır?
Benim kitapta anlatılan konuyla ilgili fikrim şu: İnsanların yaşamları kendilerini ilgilendirir,bu fani dünyaya hepimiz bir kere geliyoruz,gidip de geleni gördünüz mü?O yüzden toplumun acımasız yüzü olup insanları dışlamak yerine insanları olduğu gibi kabuletmek gerektiğini düşünüyorum.Ötekilestirme yaparak,acımasızca yaklaşarak karışık hayatlarını daha karışık hale getirmek bize düşmez, sonuçta hepimizi Yaratan Allah
Kitabı okumama vesile olan değerli hocam Ezgi Özcan'e teşekkür ediyorum