Neyse ki o çıktı karşıma ve zamanın zembereği kırıldı; günler ve saatler, dakikalar ve saniyeler birbirine karıştı. Zamanın keşmekeşine uyarak kendi içime doğru akmaya başladım.
Sesini yükseltmesine gerek yoktu, seçtiği kelimeler anında muhatabının kanına karışıp zehirleyecek cinstendi. Ağzından çıkan kelimeleri evvela kısa bir sessizlik içinde düşünürdü. Hangisi daha çok acıtacak, en yaralayıcı hangisi, en can yakıcı olanı nedir seçerdi. Kelimeler onun elinde bir jilete dönüyordu. Karşısındaki insanın vücudunda sabırla, ince ince kesikler açıyordu, akan kandan bitap düşmesini, acıya karşı koyacak dermanı yitirmesini seyretmekten zevk duyuyordu.