Burada anlatılanlar, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra araştırma konusu olan ve "dikenli tel hastalığı" sendromuyla tanışmamızı sağlayan cezaevi yaşamı psikolojisine katkıda bulunabilir. Le Bon'un bir kitabındaki çok iyi bilinen bir deyişi biraz değiştirerek anacak olursam, "kitlelerin psikopatolojisine" ilişkin bilgimizdeki derinleşmeyi, İkinci Dünya Savaşı'na borçluyuz, çünkü bu savaş bize sinir savaşını ve toplama kamplarını kazandırdı.
s. 21
Psikiyatride "af yanılsaması" denilen bir durum vardır. İdama mahkûm edilen bir insan, infazından hemen önce, son dakikada affedilebileceği yanılsamasına kapılır.
s. 25
Kamp sakinlerinin rüyalarında en çok görülen şey neydi? Ekmek, pasta, sigara ve ılık banyo. Bu basit arzuların giderilmemesi, arzu giderici (wishfulfilling) rüyaların görülmesine neden oluyordu. Bu rüyaların işe yarayıp yaramadığı ayrı bir konudur; rüyayı gören, kamp yaşamının gerçekliğine ve bununla rüyasındaki yanılsamalar arasındaki korkunç zıtlığa uyanmak zorundaydı.
s. 43
İçsel yaşamdaki bu yoğunlaşma, tutuklunun geçmişe kaçmasını sağlayarak, varoluşunun boşluğundan, terk edilmişliğinden ve tinsel yoksulluğundan kurtulmasına yardım ediyordu. Hayallere dalabildiği zaman, tutuklunun hayal gücü, geçmişin, çoğunlukla önemli değil, önemsiz olaylarıyla ve küçük ayrıntılarıyla oyalanıyordu. Nostaljik belleği bu olayları yüceltiyor ve garip bir yapıya sokuyordu. Dünyaları ve varoluşları uzak gözüküyor ve ruh, özlemle bunlara uzanıyordu: Kendi hayalimde otobüslere biniyor, dairemin ön kapısını açıyor, telefona cevap veriyor, ışıkları açıyordum. Düşüncelerimiz sık sık bu tür ayrıntılar üzerinde odaklaşıyordu ve bu anılar insanı ağlatabiliyordu.
s. 54
Kuşkusuz, kalabalıktan uzak durmanın olası, hatta gerekli olduğu zamanlar da vardı. Yapılan her şeye her an dikkat