"Böyle bir duyguyu ilk defa yüreğimde hissediyordum. Nefesim kesik kesik sendelemeye başlıyordu. Yüreğim sanki kaburga kemiklerimin arasından sıyrılıp savrulacak gibi oluyordu."
DİL KÜŞÂ #kitapyorumu
Yıl 1900, yer İstanbul... O yılların İstanbul'unu ilmek ilmek anlatan bir kitap okudum. Her şeyden önce bu nostalji ilgimi çekti. Betimlemeler beni İstanbul sokaklarına taşıdı. Eski İstanbul'un o sıcacık samimiyeti, farklı milletlere ve farklı dinlere mensup insanların aynı mahallede sıkı bağlar kurması okurken çok hoşuma gitti.
Kısaca özetlemek gerekirse, tahsillerini aynı okulda tamamlamış kardeşten daha yakın iki arkadaş Aspar ve Talay, Aspar'ın babasının sandal dükkanında ona yardım ediyorlar. Mahalleye babanın kadim dostları olan Rum aile taşınıyor. Ailenin güzel kızı Alesia Aspar'ın dikkatini çekiyor. Aspar, Talay ve Alesia günden güne sıkı bir grup oluyorlar ve birbirlerine iyice bağlanıyorlar. Aspar ve Alesia'yı birbirine bağlayan şey görünürde aşk olsa da kitabın sayfalarını çevirdikçe işin aslı ortaya çıkıyor.
Kitabın başlarında romantik, nostaljik bir havayı solurken sonradan entrika ve gizem bizi karşılıyor. Ben şahsen olay bütünlüğü hiç değişmeseydi de o tatlı hikaye devam etseydi diye düşündüm okurken ama genel olarak okurken zevk aldığım, birbirinden farklı hisler yaşadığım bir kitap oldu. Tek günde bitirdim. Okuması keyifli, anlatımı güzeldi. Yazarın kalemini sıradışı buldum, diğer kitabı olan Frau'yu da en kısa zamanda okuyacağım.
"Umutla beklediği harikulade şeyler kadınlarla ilintiliydi, kadınlar bütün sırların bekçisiydi; cezbeden, vaat eden, arzulayan ve aynı zamanda arzulanan onlardı."