Öncelikle söylemem gerekir ki bu kitaba bir inceleme yazmak oldukça zor. Ama en baştan başlamam gerekirse ben kitabın kurgu olduğunu düşünmüştüm. Ve açıkçası üzerinde 2024 Pulitzer Ödülü ibaresini görünce de ön yargılarım daha da arttı. Ama yine de kitabı okumak istedim. Kitap önyargılarımı alt üst etti. Kitap kurgu bir kitap değil yayınevinin de anlatı olarak nitelendirdiği bu kitap adeta bir belgeseli okuyormuşsunuz gibi hissettiriyor.
Genel odak Şubat 2012 yılında Ceba yolunda olan kaza üzerine yazılmış. Fakat derine inmeye başladığımızda insanlarla ve onların hikayeleriyle tanışıyoruz. Kitap sadece kazayı yaşayan filistinlileri değil aynı zamanda yahudi yerleşimcilerin hikayelerini de oluşturuyor. Kitapta özellikle verilen haritalarla Ceba yolunun nerede olduğunu, hangi yerleşkelere daha yakın olduğunu, kazada yaşanan ihmallerin acaba daha farklı olsaydı aynı şeyin yaşanıp yaşanmayacağını bize sorgulatıyor. Kitap yaşanan zulümleri o kadar apaçık ve derinlikli olarak sunuyor ki yaşananların ağırlığından okumaya ara vermek durumunda kalıyorsunuz. Gerçekten şunu söyleyebilirim ki uzun zamandır beni ağlatan nadir kitaplardan biriydi ve kesinlikle öneririm. Özellikle Filistin de insanların her gün yaşamak zorunda kaldığı şeyler gerçekten çok ağır. Kitabın yazımı hakkında küçük bir eleştiri söylemem gerekirse bu kadar çok hikayeyi bu kadar çok kişiyi bir anda anlatmak okumayı biraz zorlaştırmis .Kişilerin yaşadıkları kitabın sonunda birleşse de aralardaki kopukluk biraz kafamı karıştırdı. Onun dışında çok iyi bir kitaptı. Kitap ödülünü hak ediyor.