Zeliha Teyze, onları uğurlarken nasıl da içli bir sesle “Birbirinizden ayrılmayın!” diye bağırmıştı. Kısmet olup eve dönerse, onun yüzüne hangi yürekle bakacaktı... Başka oğlu yoktu; iki kızı vardı. Kocasını yıllar önce yitirmişti; tek dayanağı Mustafa idi...
Destanları ancak kahramanlar yazar. Çünkü onlar, vazifenin bittiği yerde, ölümü göze alarak çalışmaya devam ettikleri için birer kahraman olmuşlardır ... Tıpkı "Çöl Kaplanı" Ömer Fahreddin Paşa gibi. .. Ruhu şad, hatırası her dem taze olsun ...
Efendim kılıcımı size emanet ediyorum ... Sözümde duramadım. Ben gitmiyorum ama götürüyorlar ... Buna şahit olun efendim ... Ancak ben gitsem de o ihtiyarın dediği gibi ruhum sizinledir ... Paşa giderken feryat ediyordu. - Bayrağım! Al bayrağım, kızgın kumlarda yatan şehiderim, gazilerim elveda! Efendimiz elveda! Ben gitmiyorum. Götürüyorlar! Götürüyorlar! Vallahi götürüyorlar!
Paşa gittikçe ağırlaşan hastalığına aldırmadan çok sevdiği al battaniyesini türbenin kapı eşiğine sermiş ve üzerine oturuvermişti. - Efendimiz, ayak ucuna geldim. Burada kalmak, burada ölmek isterim.