Cuma ŞAHİN

Artık her yanı kuşatılmış olan devletin, iki paşası İstanbul'dan çok uzakta, koyu bir hüzünle kuşatılmıştı. Burada her şey sarıydı. Çöl ve çölün kumları, yavaş yavaş batmakta olan güneş sarı, hazanın rengindeydi. .. Yoksa bu devlet için anık hazan mevsimi mi gelmişti? Bu soruları her iki paşa kendine soruyor ve bu sorular beyirılerinde durmadan dolaşıyordu. Ne ki iki paşanın gönlünde her şeye rağmen tomurcuklanıp yapraklanan ümit gülleri açıyor yaprakları da sararıyordu. İki paşanın gönlüne hazanın o sarı hüznü çökmüştü.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Huzurunda söz veriyorum ya Resulallah. Bu kutlu beldeyi kanımızın sonuna dek savunacağız. Bunun için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacağız. Bize burada rahat olmadığını biliyoruz. Ama ne gam ki ... Huzurunuzda, sizin yanınızda, görevimizi hakkıyla yapmaya çalışacağız." Sonra sessiz ve sakin bir şekilde dışarı çıktı.
Paşa ise Ravza-ı Mutahhara'ya doğru yürümeye başlamıştı bile. İki kilometrelik yolu yavaş yavaş,0 saygıyla toz kaldırmadan büyük bir ciddiyet içinde yürüyordu. Görenler onun bir başka aleme doğru ilerlediğini sanabilirlerdi. Bu yürüyüş belki de ömründeki en önemli, en kutsal yürüyüşlerden biriydi. Arkasından gelen subaylar da hiç konuşmuyorlar, komutanlarının sergilediği hassasiyet ve saygıyı gösteriyorlardı. Halk da onların arkasından sessizce geliyordu.
"Bir heyet ile hemen Medine'ye gitmelisiniz ... Medine'ye gidiş amacınızı çok iyi gizlemelisiniz. Peygamber Efendimizin mübarek kabirlerini ziyarete gelmiş, demiryolu hattını teftiş etmek gibi bir göreviniz olduğunuzu etrafa yayınız. lstediğiniz subayları yanınıza alabilirsiniz."
Hicaz'ın tozlu ve kumlu yolları hep Medine'ye uz.anır. Bu, tıpkı gönitllerin kutlu şehre çağlaması gibidir ...