Eski bir kürek mahkumu olan Jean Valjean, bir hana girer ve bu handa istenmez kovulur. İşte bu şekilde başlar onun istenmeme öyküsü. Bir kaç kere daha dener şansını ama hiçbir yer onu kabul etmez. Çünkü o dönemde eski ya da yeni bir mahkum olman hiç bir şeyi değiştirmez. İşlediği suç her ne olursa olsun o artık bir mahkumdur ve asla topluma dönemez. Kendi sefil dünyasının karanlığında, acılar içinde yok olmaya mahkum biridir artık. Kimlik değiştirerek yeniden var olmaya çalışır hep. Farklı farklı kimlikler... Yaptığı hırsızlık ile iyi, merhametli güzel bir insana dönüşür. Piskopos'a minnet borçludur. Aa tabii bir polis memuru Javer var. Kitabın sonuna dek ondan nefret ettim. Neyse ki Victor Hugo okuyucusunun öfkesini bir nebze olsun dindirir. Daha fazla anlatıp okuyacak olanlar için kitabın büyüsünü bozmak istemiyorum. Söyleyeceğim tek bir şey var o da bu eser mutlaka okunmalı.
Çocukluğu ve bedeni yıllarca istismar edilip, büyüklerin oyuncağı olan, hayatı boyunca bu tramva ile yaşayıp, güven ve sevgi duygusunu kaybeden Mihr... İki kat merdiven arası cehennem... En son kısım olan 19.bölümde ağlayarak bitirdim kitabı. Kokusunu içime çekerek "kim bilir ne Mihr'ler var şu dünyada' dedim. Kitap öylesine sarsıcı ve etkileyici bir konuyla örülmüş ki, bir kurmaca değil de gerçek bir yaşamdan kesitler okuyor gibiydim. Kimi zaman kitapta kendinizden parçalar buluyorsunuz. Yazarın ilk kitabı olduğu için çok büyük bir beklentim yoktu. Ama okudukça elimden bırakamaz oldum. Bu önyargımın gereksiz olduğunu gördüm.