Puan vermedi·176 syf.··
2026 50. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 00:00
Bir insan doğuştan canavar olmaz. Bazen insanlar onu buna dönüştürür. Herkes ona Kızıl Şeytan diyor. Ama hikâyesini bilenler çok iyi biliyor ki o aslında bir Kızıl Melek. Lana'nın hikâyesi öfkenin, kaybın ve adaletin ne kadar ince bir çizgiyle birbirinden ayrıldığını yüzünüze tokat gibi çarpıyor. Her kitapta geçmişine ait yeni bir parça öğreniyoruz ve her yeni detayla birlikte onu yargılamayı biraz daha bırakıyoruz. Çünkü bazı insanlar kötü doğmaz. Bazı insanlar, insanların kötülüğünün eseridir. Bu kasaba sıradan bir kasaba değil. İçinde çürümüşlüğün kol gezdiği, gücü elinde tutanların kendilerini dokunulmaz sandığı ve korkunun yıllardır herkesi susturduğu bir yer. Lana'nın ailesini yok ettiler. Hayatını çaldılar. Ruhunu paramparça ettiler. Sonra da ortaya çıkan kadına "canavar" dediler. En acı kısmı ne biliyor musunuz? Kurgu olduğunu bilsem bile bazı sayfalarda gözlerim doldu. Çünkü dünyada buna benzer acıları gerçekten yaşamış insanlar olduğunu bilmek insanın kalbine ağır geliyor. Kim demiş polisiyede ağlanmaz diye? Ben ağladım. Hem de hiç beklemediğim yerlerde. İkinci kitabın sonunda Lana'nın pusuya düşürülmesiyle nefessiz kalmıştım. Ama üçüncü kitap... İşte orada taşlar öyle bir yerinden oynuyor ki! Bir yandan FBI gerçeklerin peşine düşerken, diğer yandan Kızıl Melek yıllardır içinde biriktirdiği öfkeyle o lanetli kasabanın üzerine yürümeye hazırlanıyor. Ve bizim yakışıklı ajanımız... Artık Lana dışında neredeyse her şeyi çözmeye başladı. Şunu söyleyebilirim: Bu seri sizi karakterleri sevmekle onları korkuyla izlemek arasında bırakıyor. Her sayfada "Bir sonraki bölümde ne olacak?" diye diye uykusuz kalıyorsunuz. Ve bir noktadan sonra Lana'nın intikamını kendi intikamınız gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Bu seriyi okumak, bir kitabın içine girmek değil... Bir
Mindf*ck 3: Kızıl MelekS. T. Abby · Artemis Yayınları · 202636 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
KOCAMIN KARISI #kitapyorumu "Herkes yalan söyler ve herkes ölür. Belirsizliklerle dolu bir dünyada yalnızca bu ikisinden emin olmak mümkündür." Alice Feeney kaleminden okuduğum ikinci kitap oldu ve her iki kitaptan anladığım şey şu ki yazar okuyucunun algısıyla çok iyi oynuyor. Kitaptaki hiç kimseye hatta ana karaktere bile asla güvenilmeyeceğinin bilincinde okuman gerektiğini kabul ediyorsun. Psikolojik gerilim türünün kraliçesi kesinlikle diyebiliriz. Eden Fox’un bir sabah koşuya çıkıp evine döndüğünde anahtarının kilide uymaması, kapıyı ona benzeyen yabancı bir kadının açması ve en fenası da kocasının o yabancıyı karısı olarak tanıtmasıyla hikayeye giriş yapıyoruz ve o andan itibaren tüm ilginiz sadece kitapta oluyor. Uzun zamandır okuduğum en sarsıcı ve merak uyandırıcı başlangıçlardan biriydi. Bir de altı ay öncesinde ölüm tarihini tahmin ettiğini iddia eden gizemli bir klinik Thanatos ile yolu kesişen Birdy’nin hikayesi var. İlk soru bu iki kadının ne tür bir bağı var da ön plandalar oluyor. Çoklu bakış açısıyla ilerliyor sayfaları çevirdikçe de her bölüm sonu şoka sokuyor. Yazar okuyucuyla öyle bir kedi-fare oyunu oynuyor ki, olayların nereye bağlanacağını tahmin etmeye çalışırken adeta beynim yandı. Karakterler çok iyi yazılmıştı ve sırlarını çözmeyi çok sevdim. Finaliyse beklenmedik ve şok ediciydi asla tahmin edemezdim. Okurken asla sıkılmayacağınız, sürekli bir sonraki bölümde ne olacak dedirten, temposu hiç düşmeyen bir hikaye arıyorsanız kesinlikle şans vermelisiniz tavsiyemdir.
1000Kitap
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 202632 okunma
Reklam
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
Bu seri gerçekten insanın sinir sistemini ele geçiriyor. İkinci kitapta gerilim seviyesi resmen birkaç basamak birden yükseliyor. Travma, intikam, cinayetler ve yıllar boyunca hayatı mahvolmuş insanların hikâyesi öyle bir işlenmiş ki her sayfada "Birazdan kesin bir şey olacak..." hissiyle okudum. En sevdiğim detaylardan biri ise o gece yaşananların bize tek seferde anlatılmaması oldu. Her bölümde yeni bir parça ortaya çıkıyor ve her yeni gerçek, olayları daha da karanlık ve ürkütücü bir hâle getiriyor. Sayfalar ilerledikçe sadece Lana'nın değil, onunla birlikte birçok insanın hayatının nasıl geri dönülmez şekilde parçalandığını görmek gerçekten çok etkileyiciydi. Özellikle Lindy'nin yaşadıkları kalbimi kırdı. Lana'yı kurtarmaya çalışırken kendi hayatının da mahvolması, insanların ona inanmaması ve en yakınındaki kişinin bile onu yalnız bırakması çok ağırdı. Bu kitap beni sadece üzmedi, aynı zamanda inanılmaz öfkelendirdi. Çünkü burada yaşananlar sadece fiziksel şiddetten ibaret değil; insanların hayatlarının, bedenlerinin ve geleceklerinin ellerinden alınması söz konusu. Üstelik suçluların yıllarca hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmesi insanın kanını donduruyor. Bu kadar karanlığın içinde Logan ise adeta nefes alabildiğim tek yerdi. Sert ama asla kaba değil, korumacı ama bunaltıcı değil. En önemlisi de Lana'nın yaşadığı travmaları yok saymamasıydı. Bu yüzden onu okumak çok iyi hissettirdi. Ve o final... Gerçekten aklımı aldı. Tam her şey çözülecek derken öyle bir yerde bitti ki kitabı kapatıp birkaç dakika tavana bakmak zorunda kaldım. Şimdi tek bir sorum var: Üçüncü kitaba hemen başlayıp uyku düzenimi tamamen bozmalı mıyım? Çünkü cevabım kesinlikle evet. #bookstagramturkiye #bookstagram #kitapyorumu #kitaptavsiyesi #gerilimkitabi #psikolojikgerilim
Mindf*ck 2: SekteS. T. Abby · Artemis Yayınları · 202665 okunma
Puan vermedi·162 syf.··
2026 48. kitabı
BİR DAKİKA... Seri katil bir kadına hayran olacağımı söyleseler asla inanmazdım! Ayy, uzun zamandır bir kitabı bu kadar heyecanla okumamıştım! Her sayfasında "Bir bölüm daha okuyayım." derken kendimi kitabın içinde kaybolmuş halde buldum. Seri katil bir kadın ile bir FBI ajanının yollarının kesişmesi kulağa ne kadar tehlikeli geliyorsa, okuması da bir o kadar sürükleyici ve bağımlılık yapıcıydı. Üstelik aralarındaki ilişki klasik bir romantik ilişkiden çok uzak; gerilimli, tutkulu, yasaklı ve yer yer toksik bir dinamiğe sahip. Lana Myers… Ne diyeceğimi gerçekten bilmiyorum. Güçlü, gizemli, zeki ve karanlığın içinden çıkıp gelen bir karakter. Geçmişi yavaş yavaş açığa çıktıkça ona karşı hisleriniz sürekli değişiyor. Bir an onu sorgularken, bir sonraki sayfada kendinizi onu desteklerken buluyorsunuz. Logan ile arasındaki çekim ise kitabın en etkileyici noktalarından biriydi. Sürekli diken üstünde bırakan bir kedi fare oyunu gibiydi. En sevdiğim şeylerden biri de merak duygusunun bir an bile düşmemesi oldu. Olay örgüsü oldukça hızlı ilerliyor ve dili o kadar akıcı ki sayfalar resmen su gibi akıp gidiyor. VE O FİNAL... Tam her şeyin çözüleceğini düşünürken öyle bir yerde bitti ki serinin devamına başlamamak neredeyse imkânsız. Karanlık romantizm, intikam hikâyeleri, psikolojik gerilim ve gri karakterler seviyorsanız bu kitap kesinlikle listenize girmeli. Uyarı: Bu kitap masum bir romantik hikâye değil. İçinde karanlık temalar, şiddet unsurları ve rahatsız edici olabilecek sahneler bulunuyor. #bookstagram #kitapyorumu #karanlıkromantizm #darkromance #psikolojikgerilim #thrillerbooks #serialkiller #fbi #okudumbitti #kitaptavsiyesi #romanönerisi #booklover #bookaddict #kitapönerisi #okumahalleri
Mindf*ck 1: RiskS. T. Abby · Artemis Yayınları · 2026560 okunma
Kitap yorumum
8/10
·460 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 13:42
SEKİZ BUÇUK METREKARE Sekiz Buçuk Metrekare kitabının yorumuyla sizlerleyim. 25 yıl önce yaşanmış bir cinayet olayı tüm kartların yeniden dağıtılmasına neden oluyor. İşlenen konu biraz sinir bozucu gelebilir. Okurken bazı kısımlarda çok rahatsız olduğum olaylar yaşandı. Kitabın bazı yerlerini pek sevemedim. Genel itibarıyla çok güzeldi ve katil hiç ummadığım bir isim çıktı. Ters köşe olmaya hazır olun. Sekiz Buçuk Metrekare kitabından bahsedecek olursam; İstanbul Kuştepe‘de başlatılan bir yıkım çalışmasında inşaat ustasının dikkati sayesinde bir insan kafatasına rastlanıyor. Olay yerine gelen inşaat sahasının sahibi Halit Tunç, bulunan cesedi ait kafatasını örtbas atmayı düşündü. Ancak kepçe operatörünün açmış canlı yayın ve polise ihbar etmesi inşaatın durmasına vesile oldu. Kuştepe’ye gelen Cinayet Büro Amirliği’nden Başkomiser Feraye ve yardımcısı Komiser Cavit, inşaat yetkilisi ve Tunç holding’in sahibi Halil Tunç ile görüşme yaptı. Ardından Başkomiser Feraye, adli tıptan Aynur Aynur’dan gerekli ön bilgileri aldı. Cesedin 20-25 yıl önce toprağa gömülüp üzerine beton atıldığı tahmin ediliyor. Ceset, dini tahammüllere uygun olarak kefenlenmiş ve kıbleye doğru yatırılarak defnedilmiş olarak bulunduğu söyleniyor. Başkomiser Feraye, büyük bir titizlikle yürüttüğü bu cinayet soruşturmasında hiç ummadığı olaylarla karşılaşacak. 25 yıl önce öldürülen kişi kim? Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın dostlar #neokudum #okudumbitti #kitapyorumu #bookstagram #keşfet #erdeminkitapligi #sekizbuçukmetrekare #özlemabutotluoğlu #herdemkitap #sayfa460
Gerilim
Sekiz Buçuk MetrekareÖzlem Abut Otluoğlu · Herdem Kitap · 20262 okunma
Puan vermedi·233 syf.··
2026 54. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 10:26
#ki̇tapyorumu Masumiyetin Yükü Normalde pazar günleri yorum paylaşmam ama bu kitap öyle bir yerime dokundu ki, paylaşmadan edemedim.Bugün bu kitapla geldim:) @ahmethasimguler_ yazarımızın “ Masumiyetin Yükü” kitabını bitirdiğimde hislerime duygularıma aşırı etkisi oldu ilerleyen zamanlar da tekrar okumayı düşünüyorum. Kitabı elime aldığımda konusu ilgimi çekmişti ama bir leyleğin ağzından, yani böyle bambaşka bir gözlemciyle okumak beni çok şaşırttı. Genelde insan odaklı okumalara alışkınız ama burada yuvasını insanların evinin üzerine kuran bir leyleğin tanıklığıyla hayatı izlemek bambaşka bir deneyim oldu. Leyleklerin bizim kültürümüzdeki o “uğur” inanışını, o bereket sembolü olmalarını hikayeye öyle güzel yedirmiş ki yazar... Kitabı okurken, leyleğin o aileye dair gördüğü her detayı, insanların sakladığı acıları, sevinçleri sanki yanlarında oturup izliyormuşum gibi hissettim. Hikayenin merkezinde Sema, Aram ve Nurullah arasındaki o karmaşık düğüm var. Nurullah’ın Sema’ya olan o takıntılı sevgisi, Sema’nın yaşadığı çıkmazlar... İnsanın doğasındaki o hırs ve kötülüklerin leyleklerin gözünden nasıl göründüğünü okumak gerçekten düşündürücüydü. Kurgunun o kadar içinde hissettim ki kendimi; sanki bir pencere kenarında leyleğin kanat çırpışlarını duyuyor, ailenin içindeki sessiz çığlıklara ortak oluyormuşum gibiydi. En çok etkilendiğim kısım ise leyleklerin her şeye rağmen, o büyük kayıplardan sonra bile yaşamı yeniden kurabilmeleri, yaralarını sarıp yuvalarına dönmeleriydi. Nurullah’ın hapse girmesi, yaşanan tüm o hüzünlü olaylardan sonra bir şekilde hayatın başka bir yerden çiçek açması... Yani özetle; masumiyet nedir, insan kendi yükünü nasıl taşır, insanın yeniden doğuşu mümkün müdür? Bütün bunların cevabını leyleklerin kanat çırpışında aramak harikaydı.
Masumiyetin YüküAhmet Haşim Güler · MKB Halk Kütüphanesi Yayınevi · 20268 okunma
Reklam
Reklam