Sanki o koca vücutta hiç ruh yoktu . Olsa bile bu içinde değil , ölümsüz iskelet masalındaki gibi dağların dağların arkasına hapsedilmişti. Ruhunu öylesine kalın bir kabuk sarmıştı ki içeride olup biten şeyler hiçbir zaman dışarı vurmuyordu sanki.
- Doğru mu ? Gerçekten çok ölü can var mı?
- Hem de sinekler gibi .
- Sahi sinekler gibi mi ölüyorlar? Sormama izin verin buradan ne kadar uzakta oturuyor?
- Beş kilometre uzakta buradan .
- Beş kilometre mi?
Kalbi saha hızlı çarpmaya başlamıştı.
İnsanların yaşadığı her yerde , en aşağılık, pis , fakir semtlerden , yüksek , şekilci , sıkıcı , soğuk çevrelere kadar değişik yerlerde insan hiç olmazsa hayatında bir defa , hiç kimseye benzemeyen , hayatı boyunca hatırlayabileceği, içinde bambaşka duygular uyandıran biriyle karşılaşabilir. Hayatımızı kaplayan acılar ne kadar çok olursa olsun yine de içimizi aydınlatan bir mutluluk ışığı parlayıverir aniden.