Öylece bekleyip durur insan . Hiçbir sey olmaz . Beklersin , beklersin ve beklersin , şakakların zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünürsün . Hiçbir şey gerçekleşmez. İnsan yalnız kalır, yalnız , yalnız...
Bir aşağı bir yukarı yürüyordu insan; düşünceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı yürüyüp duruyordu . Fakat ne denli görünürlerse görünsünler , düşünceler de bir dayanak noktasına ihtiyaç duyarlar. Aksi taktirde kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar, nitekim onlarda hiçliğe katlanamazlar.
Suskunluğun kara okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç misali yaşıyordu insan; hatta kendisini dış dünyaya bağlayan ipin kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini anımsayan bir dalgıç gibiydim .
Çünkü ağzımızdan gerekli kanıtı almalarını sağlayacak baskı , kaba dayaktan ya da bedensel işkenceden daha çok belirgin bir incelikle uygulanmalıydı : Akla gelebilce en zekice soyutlama yöntemiyle. Bize hiç bir şey yapmadılar , tümüyle bir hiçliğin içine yerleştirdiler, zira bilindiği üzere, yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz.