her şeyden önce üzgünüm. Aramızda olan her şey için. Seni tutamadığım için üzgünüm. Seni iyileştiremediğim için üzgünüm. Bütün "biz" i biz yapmaktan vazgeçiren her şey için üzgünüm. Ama şunu bilmeni isterim ki vâr olan bütün problemler isteyerek olmamıştı. Yine de elimden geleni yaptığımı bil. Seni tutabilmek için kaç defa kendimi uçurumdan sarkıttığımı, ve sen düşme diye kendi bindiğim dalı kaç defa kestiğimi bilmesen de olur. Yine de seni her şeyinle yaşamak çok güzeldi kusurlarınla bile. Şunu unutma bundan sonra ne kadar şarap içersem içiyim hiç birinde sende olduğum kadar sarhoş olmayacağım. Sen benim en güzel ihtimalimdin. Belki günün birinde kaldığı yerden.. Yarım bırakıldığımız yerden.... -ACI KIVILCIM
Göğsümdeki Temmuz Yanığı
Asfaltın kılcal damarlarından sızıyor kirli, ağır Haziran dumanı, Kuşlar gökyüzünün tavanına yapışmış birer gölge gibi, hareketsiz. Temmuz, çiğ ışığıyla sokakları ameliyathane masasına çevirirken, Neon kalabalığın içinde, yüzüne bakmayı unuttum. Herkes dışarıda yazın sarhoş edici korosuna katılmış, şarkılar söylüyor, Güneş, kendi çürümesini gizlemek isteyenlerin üstüne parlak örtü seriyor. Oysa odamda, loş ve darmadağın koridorda, Zamanın dişleri arasında un ufak olmuş bir yabancıyım artık. İçindeki çocuksu sahneleri yeşertmek için yeni yazlar arıyorsun, Gözlerinde hâlâ eski, korunaklı bahçelerin illüzyonu var. Bense avuçlarımda jilet kesikleriyle kentin en hırçın sokağında duruyorum; Bilirsin, dünyamda çiçekler saksılarda değil, hafızanın enkazında kurur. Sana yalandan gökyüzü inşa edip, seni sahte maviliğe hapsedecek değilim. Kavurucu günlerin ortasında, tenimiz birbirine her değdiğinde, Kıvılcım yerine pişmanlığın dilsiz küllerini döküyorum yatağa. Herkes dışarıdaki parıltılı nisanlardan, gamsız ağustoslardan bahsetsin varsın, Takvimlerin yalanına inanacak kadar saf değil yaralı dilim. Aynı yangından sağ çıkıp, küllerini kıskandım; Şimdi ağır, nefes aldırmayan temmuz sıcağında bile, İçimdeki gizli dehlizlerde keskin buz tabakası büyütüyorum. Güneş dışarıda dünyayı yıkarken, içimdeki büyük nehir kurudu, Yatakları çatladı sadakatin, kelimelerim kurak toprakta can çekişiyor. Sana süslü yalanlar, yaldızlı teselliler, ucuza mal edilmiş umutlar borçlu değilim. Kendi karanlığımdan damıttığım dürüstlüktür göğsümde taşıdığım hırs; Sözü dolandırmadan, kanayan yaranın tam ortasına basarım parmağımı. Dışarıda güller pervasızca açabilir, sokaklar renklerin istilasına uğrayabilir, Ama aramızdaki kırılma noktası, derin uçurum kapanmayacak. Maskelerin sıcaktan eriyip yüzümüzden
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kıvılcım
Şiir yazdım Bir kaç kıvılcım ile aydınlanmaz Siyaha boyadım renk açmaz Söktüm yerinden daha koyamam Sen boyadın bu kalbi başka bir açmaz Sen gittin be öldüm Bitirdin yüreğimi Yaktın, kırdın, parçaladın Sonra dedin dayan Bir kaç kıvılcım ile aydınlanmaz bu yüreğim.. Bir arkadaştan esinlendik. Fikirlerinizi alayimm
Şiir
Şew baş kezebamınn
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı? Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı. Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum, Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı. Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi. Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı. Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut. Bülbülün küllerine konan puhum da yandı. Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile. Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı. Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım, Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı. Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme. Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı. Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme. Ülkem yıkıldı heyhat! Ordugâhım da yandı. Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin, Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı. İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı. Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı. O'ndan başka ne varsa yandı, Yandık sen ve ben. O'nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.
Alıntı
Bazı hayatlar bir kıvılcım gibi kısadır ama dokunduğu her yeri ateşe verir, ardında silinmez izler bırakır. Bazıları ise bitmek bilmeyen bir nehir gibi uzar gider de, suları hep aynı sığlıkta, hikayesi hep aynı sıradanlıkta akar. Yolun ne kadar sürdüğünün ya da ne kadar virajdan geçtiğinin ise günün sonunda hiçbir hükmü yoktur; çünkü her yolculuk, ölümün o tek ve ortak menzilinde noktalanır. Bu menzile giderken neyi götüreceğiz, neyi ne kadar taşıyacağız, neyi bırakacağız menzilde ruhtan başka ruhta birikenden başka…
Duygu ve Düşünce
Favorilerime bir yenisi daha eklendi
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı Sahile vurdu kalbim su yandı, kum da yandı, Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum Ölüme baş kaldıran dertli uykum da yandı Yurdumdan mahrum edip dolaştırdın cem gibi Ruhumla söndü alev sonra ruhum da yandı Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut Bülbülün küllerine konan puhum da yandı Böylesi bir yangın görmedi Nemrut bile Kaktüsün gölgesinde nazlı ahım da yandı Ahımdır zannederdim en belalı kıvılcım Kirpiğine dokunan kanlı ahım da yandı Bir damla su ver bana ey çöl, bari sen küsme Kalmadı hiçbir şeyim bak günahım da yandı Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme Ülkem yıkıldı heyhat, ordugahım da yandı. Köleleri her akşam duman kıldı gözlerim Başıma tac ettiğim padişahım da yandı İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı
Şiir