Kaan Kavcar

Kaan Kavcar
@kk48
“Quid rides? Mutato nomine, de te fabula narratur.”

Kaan Kavcar

, bir kitap okudu
Puan vermedi·255 syf.·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2020 02:06
·
2020 10. kitabı
Ulus Baker
9.2/10 · 412 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Heidegger’in yaptığı ilk tespiti hatırlayın. Aralarında bir bakış açısı farkı olan, gözlemci olarak Aristo ile incelemeci, laboratuvarında çalışan modern bilimciyi ayıran süreci kuşkusuz bir dizi tarihsel sürece bağlamak zorundayız. Bu tabii Rönesans sonrasında modern bilimin ortaya çıkışıdır. Ama Rönesans sonrasını böyle genel bir ruh hali diye değerlendirmek de tehlikeli olur. Çoğu toplumsal düzen Ortaçağ’dakinden pek farklı olmasa bile, tümüyle farklı, yepyeni bir “dünyaya ilgi” biçiminin, ya da “dünyayı yaşama” biçiminin söz konusu olduğunu, ya da “dünyayı bilme” biçiminin önemli bir değişikliğe uğradığını görüyoruz. Bu ilk boyut, oldukça genel bir boyut. Heidegger’in saptadığı duruma tekabül ediyor bu. En geniş anlamıyla diyebilirim ki, antik ya da klasik düşüncenin esas olarak ortadan kaybolduğu ve modern düşüncenin ortaya çıktığı tarihsel gelişim, önce Rönesans’ın bilimsel devrimleriyle başladı; ardından Descartes’ın ve Kant’ın “metafizik” diyebileceğimiz devrimleri, metafiziğin içerisinde yapılmış devrimleri söz konusu. Çünkü antik çağın şöyle bir dünyaya bakış tarzı var bunu anlamanız özellikle estetik sorunlarını tartıştığımızda faydalı olacak. Anlatırken biraz zorlanabilirim: Antik çağda, Yunanların düşüncesinde, physis yani bir akış var, yani varlıklar akıyorlar. Zaman bu akışa boyun eğiyor, bu akışın ilkesine boyun eğiyor, zaman onun bir görünümü, tanrısal bir akışın, bir kader gibi ilerleyen bir akışın dış görünümü. Bu süreç tabii Kant’la birlikte tam tersine dönecektir, bunu tartışacağız ilerde zaten. Ama bu akış içerisinde varlıklar ne yapıyor? İş varlıkların ne yaptığını düşünmeye geldiğinde antik Yunan estetik bir düşünceye başvuruyor: Aisthesis’in, yani duyumsanabilir şeylerin, bilinebilir şeylere göre, aşkın ve bilinebilir şeylere göre, özlere göre
"Hegel gibi pek sevmediğim bir düşünürün çok derin bir formülü vardı, bir yerde öyle söyler onu, ama bütün eserinin içine sığımıştır: "Tarih insan ırkındaki bir gecikme halidir," diyor. Bir tür gecikmişlik, yani doğaya göre gecikme, her şey geç geliyor, o yüzden tarihimiz var; hayvanların ise geçmiş diye bir derdi yok, çünkü gecikmemişler, şu anda varlar, yani yaşam anlarında varlar. İnsanın bir geçmişi var çünkü gecikerek yapmış bir şeyleri, sanata geç başlamış söz gelimi."
"Her belirleme olumsuzlamadır."
"Leibniz şunu diyordu: "Tanrı günah işleyen bir adem yaratmadı. Günah işleyecek bir adem yaratmış değil. Adem'i yarattı ama adem'in içindeki günah işleyeceği bir dünyayı da yarattı."