Kitaplar benim için bir yuva. Bana bir yuva sunuyorlar anlamında değil- onlar tıpkı birer kapı gibi; bir kitabı açar, içine girersiniz. İçeride farklı bir zaman türü, farklı bir uzam türü vardır.
Aynı zamanda bir sıcaklık da vardır: bir soba. Elime bir kitap alıp oturunca, ısınırım.
Zamanın gerçek anlamda kilitlenmesi, sadece mekanize bir dünyada yaşarken mümkün. İşte o zaman saat-bekçilerine ve zaman kölelerine dönüşürüz. Yaşamın geri kalanı gibi, zaman da birörnekleşir, standartlaşır.
Ev taşırken, gözle görünmeyen ama son derece güçlü olan o yuva kavramını da yanımızda götürürüz. Ruhsal sağlık ve duygusal istikrar bizden hep aynı evde ya da yerde kalmamızı talep etmez, ama içerideki yapının sağlam kurulmasını talep eder- bu yapıysa kısmen, dışarıda olup bitenle inşa edilir. Yaşamlarımızın iç ve dış kısımları, her ikisi de, yaşamayı öğrendiğimiz kabuklardır.
Yuvanın iki çizginin kesiştiği nokta olduğunu söyler -dikey ve yatay. Dikey düzlemin bir ucunda gökyüzü ya da üst dünya, öteki ucunda ölüler alemi bulunur. Yatay düzlem bu dünyadaki gidiş-geliş, sürüp giden trafiktir- kendimizin ve kaynaşıp duran diğerlerinin trafiği.
Yuva, düzenin kurulduğu yerdir. Her şeyin, yaşayanların ve ölülerin düzene girdiği, ataların ve evin mevcut sakinlerinin ruhlarının birleştiği, bütün o gidiş-gelişlerin kesişip durulduğu, durduğu yer.