Şimdi bu kitap postmodern değil de nedir? Belki de değildir. Anlamsız üslubu içinizi gıcıklayacak (aynen böyle) şehrinizin saçma sapan mimarisini beğenmenize neden olabilecek, en anlamsız fiilinizi anlamlandıracak; anlam büyüsü gibi, İstanbul gibi bir kitap. Çok zekice düşünülmüş bir kurgusu olmasının yanı sıra üslubu ( usülsüz üslubu, hiç abartmıyorum) nedeniyle kilit cümlelerin araya kaynaması an meselesiymiş (ya da harf). Roman, romanlara ve hayata dair çok önemli konulara değiniyor ama konular yazarın üslubu nedeniyle alelade şeyler olarak, zıpır bir biçimde işleniyor. Bu da günümüz okuruna biraz dokunabilir. Çünkü bize duygularımızla oynayan çarpıcı, tokatlayıcı ve sadist bir şeyler lazım. Ağlatsın, sevindirsin ve öfkelendirsin falan filan... Ama böyle bu kadar saygılı olmasın bize karşı; seviyesiz ve asi (it, köpek) bir roman olsun. Pardon yani.
Aslında kısaca özetlemek gerekirse: kitapta karakterler ve ne olup bittiği ana hatları haricinde çok da etkileyici değildi fakat kurguya ve varoluşumuza dair sorgulattığı meseleler muazzamdı. Kitap bitince geriye aklımızdaki varoluş meselesine dair ne varsa baştan başa sarsacak bir şeyler kalıyor. Ya da kalmıyor ben öyle sanıyorum. Postmodern bu demek değil mi işte? Belki de değildir, bilemiyorum. Dönem, ismini benden alıyor zaten...