Puan vermedi·309 syf.··
2026 1. kitabı
“Artık bunu görmüştüm. Hiçbir zaman güvende olmayacaktım. Hiç sevilmeyecektim. Bütün umutlarım yok olmuştu. Hayallerim dağılmıştı. Geriye hiçbir şey kalmamıştı…” … Yedi yıllık evli ve ikisi de sanatçı olan Alicia ve Gabriel çifti beklenmedik bir durumla yaşamları alt üst olur. Gabriel bir sandalyeye oturtulmuş ve hareketsizdir. Alicia karşısında ayaklarının dibinde bıçakla üzeri kanla kaplı bir şekilde eşine bakarken polisler tarafından bulunur. Gabriel'ın birkaç defa yüzünden vurulduğu ortaya çıkmıştır. Alicia'nın bileklerinde derin yarıklar oluşmuştur. Götürüldüğü hastanede tüm çabalara rağmen suskunluğunu koruyan Alicia mahkeme tarafından verilen karar neticesinde The Grove'a yatırılır. Burada bulunduğu günler, haftalar, aylar boyunca ağzından tek kelime çıkmamıştır. … Theo Faber kırk iki yaşında yaşadıklarından dolayı bir nevi psikoterapist olmuş ve bu davayı çözmek için The Grove'ya iş başvurusunda bulunarak Alicia'yı konuşturmak amacı güden işinde başarılı ama gerçek yaşamda problemli bir karakter. İşe başladıktan sonra klinikte yaşananlar Alicia'nın suskunluğu ve diğer çalışanların ümitsizliği. … Kitapta ki her ipucu okuru farklı yerlere yönlendirirken gizemin gittikçe artması kişiler ve olayların farklı şekil alması karmaşık bir hal alacak. -Tüm bu olanlar Theo'yu nasıl bir yol izlemeye yöneltecektir? -Alicia suskunluğunu bozacak mı? -Gabriel'ı kim neden öldürdü? -Klinikte görev yapan kişiler olayların neresinde? *** Ben kitabı okurken sonunu tahmin etmiştim sonuç beni yanıltmadı. Sessiz Hasta
1000Kitap
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,9bin okunma
9/10
·472 syf.··
Beğendi
·
2026 192. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 21:58
Okurken İstanbuldan Cape Town a,ordan Madagaskar'a uzanan bir hikaye Ölümcül Baobab... Baobab ağacı hayatı, dayanıklılığı bilgiyi ve birliği sembolize eden bir ağaç. Daha çok Afrika ve Avustralya da yetişen bir ağaç türü. Kitapta baobab metaforu üzerinden sığınmacıların hikayesini okuyoruz aslında.. Azgar Naik Afganistan dan ailesiyle Türkiye ye kaçan bir genç.Yolda gelirken çok da sevmedigi babası Iran topraklarında ölmüş. Azgar ın da bu ölümde payı var .Annesi bir apartmanda kapıcılık yapan bir adamla evlenmiş. Gencecik kız kardeşi ise kendinden kat kat büyük bir adamla sevgili ..Azgar sa bir klinikte kalıyor . Cihangir Kent sadece göçmenlere hizmet veren bir psikiyatri kliniğinin sahibi olan bir tıp doktoru.Azgar da onun yanına gitmiş ilk Turkiye ye geldiğinde. Çevirmenlik yapmak için kalmış orda ve klinikte bir odada kalıyor.Doktor onu himayesi altına almış. Memleketinden çok uzakta yaşamaya çalışıyor. Tıpkı köklerinden ayrılıp orda yaşam sürmeye çalışan baobab ağacı gibi ..O klinikte yapılanlarda hic masum degil .Kısırlaştırma, hafızayla ilgili çalışmalar gibi .. Dr.Cihangir in Hayırsız Ada da cesedi bulunuyor bir sabah.Bu bir cinayet mi , intihar mı?Daha önce de ortağı Cape Town da ölü bulunmuş . Azgar in hayatında kopukluklar var .Mesela Brezilya dan alınmış bir diş fırçası var ama o hatırlamıyor .Klinikteki kötü kalpli yardımcı Satenay çoğu seyi biliyor. Yeni gelen klinikte yöneticisi Jayen de Azgar la yolculuğa çıkıp gerçekleri öğrenmek istiyor.Bir de Veo var ki romandaki hayatı en sırlarla dolu olan karakter..Acaba bu ölümlerin Azgar la bir ilgisi var mı? Kitap "kırgıbayırlarının kırgıinsanlarına ,sığınmacılara" ithaf edilmiş. "Madem cehennemligiz , yağmurlu günde ölelim bari " demiş. Sığınmacı meselesi galiba Turkiye nin en önemli çözülmesi gereken
Ölümcül BaobabMehmet Mollaosmanoğlu · The Kitap Yayınları · 202613 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·182 syf.··
2026 18. kitabı
Bana göre Ruhsal İnzivalar, psikanalitik literatürde yazılmış en etkileyici kitaplardan biri. Kitap ilerledikçe, daha önce klinikte karşılaştığım ancak anlamlandırmakta zorlandığım birçok ruhsal süreci yeniden düşünme fırsatı buldum. John Steiner, kitap boyunca özellikle psikotik, sınır ve nevrotik örgütlenmedeki hastaların ruhsal dünyalarını anlamaya çalışırken, ruhsal inziva kavramını merkeze alıyor. Steiner'a göre bazı hastalar, ruhsal çatışmaların, depresif kaygıların, suçluluk duygularının ya da paranoid korkuların yarattığı acıdan korunabilmek için iç dünyalarında bir tür sığınak oluştururlar. Ancak başlangıçta koruyucu bir işleve sahip olan bu alan, zamanla kişinin gerçeklikle, ilişkilerle ve kendi ruhsal gelişimiyle temasını sınırlandıran bir yapıya dönüşebilir. Kitabın en güçlü yanlarından biri, ruhsal geri çekilmeyi yalnızca bir savunma olarak değil, karmaşık bir ruhsal örgütlenme biçimi olarak ele alması. Steiner, kişinin neden bu yapılara tutunduğunu anlamaya çalışırken, aynı zamanda bu yapıların nasıl olup da ruhsal gelişimin önünde bir engel haline geldiğini gösteriyor. Bu nedenle kitap, yalnızca patolojiyi açıklamaya değil, onun işlevini anlamaya da davet ediyor. Kitap boyunca Klein'ın paranoid-şizoid ve depresif konum kavramları Steiner'ın düşüncesine yön veren temel referans noktalarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bölme, yansıtmalı özdeşim, idealizasyon ve değersizleştirme gibi savunmalar, Steiner'ın seans odasında karşılaştığı gerçek örnekler aracılığıyla çok daha anlaşılır hale geliyor. Bu yönüyle eser, Kleincı kuramın seans odasında nasıl hayat bulduğunu görmek açısından oldukça değerli. Beni en çok etkileyen bölümlerden biri, hastanın sağlıklı ve gerçeklikle temas kurabilen parçalarının nasıl baskı altında tutulduğunu anlattığı
Psikoloji
Ruhsal İnzivalarJohn Steiner · İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları · 20239 okunma
[SPOILERLI İNCELEME] Dahice Bir Zaman Oyunu, Kusurlu Bir Final
Puan vermedi
Ödül almış, çok satan listesine girmiş bir gerilim romanının sizi içine çekmesini, her sayfasında daha çok heyecanlandırmasını, öğrendiğiniz her şeyi ve teorilerinizi sorgulatmasını ama en nihayetinde tahmin edemeyeceğiniz kadar imkansız görünen ama mantıkla ilmek ilmek dokunmuş bir sonla bitmesini beklersiniz değil mi? En azından benim Sessiz Hasta'da olduğu gibi gerilim romanlarından beklentim budur. Ancak yaşadığım gerçek deneyime gelirsek... işler pek öyle gitmedi. Kitaba genel hatlarıyla bakacak olursak anlatımı yalın, okunması kolay bir kitap. Bu açıdan kesinlikle başarılı olduğunu belirtmeliyim. Kullanılan kelimeler zorlamıyor veya birkaç yüzyıl önceden fırlamış birinden dinliyormuşuz izlenimi vermiyor. Yorucu ve abartı betimleme yok. Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak: İlk başta oldukça sakin ilerledik. Bir adli psikoterapist olan Theo'yu tanıdık. Bize önce Alicia'yı sonra kendini tanıttı. Alicia'ya olan hayranlığından ve onu iyileştirmeye olan takıntısından bahsetti. Bunun için risk alarak bulunduğu işyerinden çıkıp onun bulunduğu -yakın zamanda batması öngörülen- kliniğe girdi. Her şey tamamen takıntısından yaptığı şeyler gibi görünüyordu. Sonrasında ailevi problemleri olduğunu ve bunlar yüzünden psikolojik destek aldığını, hatta mesleğini seçmedeki en büyük etkenin de bu olduğunu öğrendik. Babasından sevgi yerine şiddet görmüş, imkan bulunca kaçmış ve kendi hayatını kurmaya çalışmış bir adam olarak sempatimizi kazanmaya çalıştı. Bir zamanlar uyuşturucu bağımlısı olduğunu keşfettik, hatta tekrar başladığını da. Ardından karısının onu aldattığı gerçeğiyle yüzleşti. Bir yandan Alicia'yı iyileştirmeye çalışıyor diğer yandan karısının ihaneti ile yüzleşmek istemiyor ama kendi gözleriyle görmek için takip ediyordu. Alicia ise suskundu. Son 6 yılın
1000Kitap
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,9bin okunma
Spoiler içerir!!
5/10
·320 syf.·
2026 5. kitabı
beni rs'den cikarmis olabilir su anda..bir günde bitirdim resmen akti gitti ama belki final haftamda olduğumdan da olabilir :'> kitaba gelirsek,kitap 2006 yilinda yazıldığı için zindan adası veya run filmlerine benzediğini söylemek değil onlarin kitaba benzediğini söylemek doğru olur. kitap aşiri gizli olmamakla birlikte azicik dikkatli olan herkesin anlayacaği ipuçlari veriyor aslında bize,en basitinden adam assam çayını acı bulduğu an zehir meselesini anlayabiliriz,bunun dişinda anna'nın kıyafetlerinin temizliği (aslında fırtınalardan cikagelmekten ziyade bi klinikte olduğundan),silinen veriler,faks,belediye baskani,balikçi...bazen gerçek diyologlar bazen sahteler fikrini bize veriyor. valla ben zaten isabella çok denklem disi kaldiğindan direkt onun altından bir sey cikacağini düsündüm hatta anna isabella mı,hatta josy mi diye düsünecek kadar ileri gittim.isabella kızının büyümesini istemediği icin öyle cocuk gibi mi diye düsündüm ki bunu victor'da düsünmüs.hatta telefonda annayla konusma mevzusuna gelince acaba adam mi çift kisilikli ve kisiliklerinden biri kadın diye düsündüm bu da bi yere kadar tamam ama mantiken o telefonda isabellayla anna olarak konusmadiği bi gerçek cünkü isabella yalanci ve victor zaten eli kolu bağli zihninin içinde.twist olarak akıl hastaliği beni üzdü cünkü bugün artik çok klise,fakat bir psikoloğun diğer bir psikolog bir kisilik yaratip kendini hasta konumuna koyabilmesi,bunun da farkında olması.yer yer gerçeklerin fazlaca farkında olduğundan hayal dünyasına kaçması ve sonunda da kızı için verdirdiği söz vs anlamliydi...ama insana sayfalarca sonu nereye bağlanacağini merak ettiği unsurlar sunup onu zihinsel bir noktaya taşimasi tat kaçirici,ve üstelik coğu bölüm sonunu bu dediğim noktaları merak ettirerek kitabı okutmusken yapıyor
TerapiSebastian Fitzek · Pegasus Yayınları · 20152,233 okunma
Veronika Ölmek İstiyor
8/10
·216 syf.··
2026 1. kitabı
Kitapta; her günün birbirinin kopyası olmasından derin bir anlamsızlık duyan ve bir gün başarısız intihar girişiminde bulunmasıyla akıl hastanesine alınarak yaşamak için sadece birkaç gününün kaldığını öğrenen Veronika'nın son günlerini okuyoruz. Hepimiz her sabah uyanıyor, işe veya okula gidiyor, toplumun bizim için çizdiği o "ideal hayat" şablonunu kusursuzca oynamaya çalışıyoruz. Peki, gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa başkalarının beklentilerini mi tüketiyoruz? Hayatın bazı kısımlarında toplumun normal kabul ettiklerine göre yaşamı sürdürmüş, beklentilerine göre birtakım şekillendirmeler yapmış, "Şu anda ağlarsam zayıf görünürüm, duygumu belli etmemeliyim." diye içimizden geçirmiş; çok severek başladığımız bir uğraşı, hayatımızı adamak istediğimiz bir tabloyu veya bir gitarı "Hobi olarak sonra yaparsın zaten, şimdi doğru dürüst bir iş bul. Bundan para kazanamazsın ama..." gibi gibi nice fikirler ya da dayatmalar üzerine bırakmak zorunda kalmışızdır belki de, kim bilir... Veronika; dışarıdan bakıldığında her şeye sahip ama içeride o boğucu tekdüzeliğin altında ezilen bir kadın. Hikaye onun intiharıyla başlasa da, aslında bize ölümü değil, gerçek dünyada kaçırdığımız o "yaşama sevincini" anlatıyor. Veronika ancak öleceğini öğrendiğinde özgürleşiyor. Öleceğini bilmenin verdiği o muazzam, kuralsız özgürlükle; klinikte ilk defa korkusunu, arzusunu, öfkesini hiç düşünmeden, kalpten yaşıyor. Yazar, insanın ancak kaybedeceğini anladığında elindekinin kıymetini bilmesi paradoksunu çok başarılı işlemiş. İlk okuduğum Coelho kitabı olan Simyacı’ya kıyasla, bu eserin dili çok daha akıcı ve insanı yormayan bir ritme sahipti. Veronika Ölmek İstiyor, kendinizden bir parça bulabileceğiniz bir yüzleşme romanı.
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,5bin okunma