Ey bunalmış zaman. Çiçeksiz kapı.
Ey iğde kokulu ana rahmi
Sen açtın can evimi sen kapadın.
Kalbimde kaderinin mührü
Ağzımda gökyüzü
Gittim ve geldim, söyledim ve sustum.
Dünya bir gölgelikmiş
Doğan ve batan günden öğrendim...
Sevgilim,
Önce ölümden, sonra senden doğdum ben.
Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü. Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu. Şaklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri. Peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar, soruyorlar, soruyorlar...
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
Deniz kıyısına gidelim haydi
Mavi, göğsünde uyutur biraz korkumuzu...
İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde,
Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin.