"İNCİ" Onunla bu deneyimi paylaşmak çok özeldi...
49. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Sessizce, sade bir kararla… Üç gün süren işlemlerin ardından, mirasın tamamını Kimsesiz Çocukları Destekleme Vakfı’na bağışladım. Bağışı yapmamın üzerinden haftalar geçmişti. O büyük adımı attıktan sonra uzun, çok uzun bir süre hiçbir şey hissetmedim. Ne omuzlarıma çöken pişmanlığın ağırlığı, ne de beklediğim o tatlı, hafifletici huzur… Sadece derin, sağır edici bir sessizlik. İçimde yıllardır yer etmiş, kök salmış bir yük gitmişti belki, ama o yükün bıraktığı boşluk, hâlâ tam anlamıyla dolmamıştı. Sonra, bu sabah, posta kutumu açtığımda, faturaların, reklam broşürlerinin arasından, parıldayan bir beyazlık çarptı gözüme. Zarif, tertemiz bir zarf. Üzerinde, telaşsız bir elin eseriymiş gibi, özenle yazılmıştı adım. Sol alt köşesinde ise küçük logo belirdi: Kimsesiz Çocukları Destekleme Vakfı Zarfı elime aldığım an, kalbim farklı bir ritimle, telaşlı ve umutlu bir şekilde çarpmaya başladı. Parmaklarımın ucundaki hafif titreme, bir sırra dokunmanın heyecanıydı belki de. Zarfı usulca araladım. İçinden, vakıf başkanının imzasını taşıyan, sade ama her kelimesi kalpten kopup gelmiş gibi duran bir mektup çıktı. Sayın İnci Özkan, **Yaptığınız değerli bağış için size yalnızca minnettar değil, aynı zamanda hayranız. Bu destek, bizim için yalnızca maddi bir katkı değil; rakamların ötesinde, sevgi, umut ve en önemlisi sahiplenilme hissi taşıyan çok güçlü, hayat değiştiren bir dokunuş. Sizin gibi yüce gönüllü insanlar sayesinde, yıllardır hayalini kurduğumuz yeni bir çocuk evini açıyoruz. Artık daha fazla çocuğa sıcak bir yuva, güvenli bir sığınak ve umut dolu bir gelecek sunabileceğiz. Bu mektuba, minnettarlığımızın küçük bir nişanesi olarak bir sürpriz de ekledik. Yuvamızda yaşayan çocuklardan biri, size kendi elleriyle
1000Kitap
us | 2025 | 3/9
emretimur.com/2025/07/us-2025... us hepimizin bitimsiz çelişkisi işte… mağarada us ve teori, agorada sezgi, telaş, hız, praxis… sonsuz döngümüz bu değil mi? bu döngüyü kendince kıran bir adamın hikayesini dinlediniz. şimdi biz us’u konuşalım. bakalım talip’in ilk aydınlanmasında sarıldığı, ikinci aydınlanmasında terk ettiği us, ne menem şeymiş… “us” kelimesini “akıl” kelimesi ile yakın bir anlamda kullanıyorum. farklarını konuşuruz lâkin birisine “zeki” demekle “akıllı” demek arasında çok bariz bir fark vardır. bazı erkek çocukları vardır. zehir gibi bir zekâya sahiptir. matematik çözerler, teknik bilirler, mantık oyunlarında iyidirler fakat nerede ne konuşacaklarını bilmezler. saçma sapan hayat planları yaparlar ve ölçülükten uzaktırlar. yani akıldan uzaktırlar. erkek çocuğu örneğini bilerek verdim çünkü zekâ, iki cinsiyette yakın hızda gelişirken akıl gelişimi farkında uçurum olur. yirmi yaşında bir oğlan çocuğu saftirikçe dolaşırken ağzından köpükler fışkırtarak, beş yaşında kız çocuğu bıcır bıcır konuşur ve her şeyin farkındadır. iki cins arasında kabaca on yıllık bir akıl gelişimi farkı vardır. rahatlıkla söylerim ki ortalamada yirmilik kız, otuzluk erkekten akıllıdır. aklın üç adet bileşeni var. bu şablon bana ait ve parçaları ayrı ayrı izah edeceğim. ilki zekâdır ve mantık açıklarını bulmaya yarar. zekâ kurucu değil, çürütücüdür. paradoks, çelişki, aporia, tutarsızlık, çıkmaz tespit etmeye yarar. mantığın ana ilkeleri ile çalışır. mantık, aritmetik, geometri, satranç, yazılım, fizik ve mühendislik zekâ ile yapılır. o yüzden diyebiliriz ki bilim adamında en çok olan şeydir. ergenlik sonlarına kadar gelişimi sürer. daima da itibarlı olmuştur. kurnazlık zekâ ile olur ve aklın bilgisayarlar ile taklit edilebilen tek parçasıdır. o yüzden denebilir ki
Felsefe
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
chris marker/sans soleil-8
Tokyo hakkında yazmaya devam ediyordu: ortalık tren raylarıyla çevriliydi, elektrik hatları bu ilerleyen yol būklümlerini bazı yerlerde kesiyordu. Takıldığı Japon kadınla birlikte insanların televizyon kültürüyle birlikte nasıl cahilliğe doğru sürüklendiklerini tartışıyorlarmış; işin benlik kısmı ise farklı, bu kadar okuyan kişiyi muhtemelen hiç birarada görmemiştim. Onların tezini göz önüne alırsam da, bunlar sadece sokakta okuyorlar, ya da muhtemelen okurmuş gibi yapıyorlardı-ah şu Asyalılar yok mu! Kinokuniya'daki izlenimlerime devam ediyordum, burası Shinjuku'da bulunan büyük bir kitabevi. Japonların grafiğe yatkınlıkları yüzyıllar önce Sinemaskopu, fimler daha çizgi dizilerin, acımasız hikaye karakterlerinin ve adeta tüm cinsel yönelimleri bir araya toplayıp hadim eden sansürlerin öncesinde icat etmişlerdi. Ülkenin bu kısmını turlayanların her şeyden uzaklaşıp. duvarların dibinde manasızca takıldıklanını görebilirdiniz. Burası koca bir çizgi şehirdi; adeta bir Manga Gezegeni'ydi de denebilir elbette. Başka kimin aklına barok kökenli eserleri ya da Stalin'in sanat gösterişlerini temsil eden heykellerini yan yana koymak gelirdi ki zaten? Elbette diğer çizgi karakterlerin; okuyucularını dükkanların tepesinden süzen dev gözlerini, dört bir yanlarını saran kollarını, ve sürekli onları röntgenleyen tavırlarını anlatmamak da olmaz. Akşama doğru; kabristanları, istasyonları ve tapınaklarıyla köyler ön plana çıkmaya başlar. Tokyo'nun hemen her bölgesinde kendini diğer yapılardan ayıran düzenli kasabalar bulunur ve gökdelenlerin arasında bunlar kuş yuvaları gibi savunmasız görünürler. Shinjuku'da bulunan sevimli bir bar ona, sesini yalnızca çalan kişinin duyabildiği Hint flütünü hatırlatmış. Bu bir Godard ya da Shakespeare anlatısında olsaymış "Nerede kaldı bu lanet
Roald Dahl
Roald Dahl bir casus, savaş pilotu, çikolata tarihçisi ve tıbbi buluşlar yapan bir mucitti. Bunların yanı sıra, Charlie’nin Çikolata Fabrikası, Matilda, Koca Sevimli Dev ve daha pek çok harikulade kitabın yazarıydı. Dahl, dünyanın bir numaralı hikâye anlatıcısı unvanını hâlâ koruyor.
Koca Sevimli Dev
Öncelikle merhaba.Bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.Kitap çok güzel.Ayrıca bu kitabı bana tercih eden öğretmenime teşekkürlerimi sunuyorum.Kitapta insan olan fazla karakter yok.Zaten başlıktan anlaşılıyordur.İnsan olup bu kitapta en fazla bilinen insan Sophie.Bu kitap gerçekten harika.Şimdilik hoşçakalın.
Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. (OSCAR WILDE) Bir tehlike anında gemiden uzaklaşan fareler, geminin batmamasını bir türlü affedemezler. (Wieslaw Brudzinski) Kurtlarla arkadaş ol, yalnız elinden baltayı bırakma. (Rus Atasözü ) Rüzgara tüküren, kendi yüzüne tükürür. (İtalyan atasözü ) Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma. (İsrail atasözü ) Evlilik bir kale gibidir. Dışardakiler oraya girmek için, içerdekiler de çıkmak için uğraşır dururlar. (Çin atasözü ) Boş bir çuvalın dik durması zordur. (Benjamin Franklin) Böcek olmayı kabullenenler, ezilince şikayet etmemelidirler. (F.Schiller) Bir yengece, doğru yürümesini asla öğretemezsiniz. (Aristophanes) Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur. (La Fontaine) İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başlari havadadır, doldukça eğilirler. (Montaigne) Mert olmayan bir insanla işe başlamak, sonu gelmeyecek, ya da kötü bitecek bir yola çıkmak demektir. (Montesquie) Körlerin ülkesinde, tek gözlü insan kral olur. (Desiderius Erasmus) Eğer bir örs isen kendini sabit tut, eğer bir çekiç isen zamanında vur. (G.Herbert) Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. (John Lyly) İnsanlar kötülüğü arzuları güçlü olduğu için değil, vicdanları zayıf olduğu için aparlar. (J.S.MILL) Başlayan herşey biter. (SENECA) Biten herşey yeniden başlar.Hiç bir şey yok olamaz. (BAHADIR) Sinir köpeklerin özelliğidir. (BAHADIR) Yaşlanmadan akıllanmayı çok isterdim. (B.SHAW) Az anlamak, ters anlamaktan iyidir. (A.FRANCE) Zayıfın kini, dostluğu kadar tehlikeli değildir. (V.DRAGUES) İstemek, “İstiyorum” demek değil, harekete geçmektir. (A.MAURROIS) İnsanların yaptığı sahteparalar kadar paraların yaptığı sahte insanlar vardır. (S.J.HARRIS) İnsanin hırsız olup olmadığı, suç ortağından