Çalışan kadınlar, çalışmayan kadınlar...
Çalışan bir kadının nedense vakti daha boldur. Sizi iki toplantı, bir bütçe görüşmesi, bir kokteyl parti, alışveriş ve yarım mülakat arasına sıkıştırıverir.
Oysa bir ev kadını "O gün doluyum, manikür yaptıracağım," der mesela!
Ev kadınları yarım saatlik işleri bir bütün güne yayma eğilimindedirler.
Erzak alışverişi, saç
kestirme, arkadaşla kahve içme, evdeki musluğun tamiri, onlar için tam günlük işlerdir.
Gayet ciddiyim,

Semih, bir alıntı ekledi.
 12 May 10:56 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Bernhard, senden kaçış yok mu yahu?
Denizden çıktıktan sonra, palmiyelerin altında bir banka uzanırdım, yanımda sigara paketi, romlu kokteyl ve Thomas Bernhard’ın bir romanı olurdu.

Kabuk Adam, Aslı Erdoğan (Sayfa 24)Kabuk Adam, Aslı Erdoğan (Sayfa 24)
ManahoS, bir alıntı ekledi.
01 May 16:54

Bir de Türk soyundan gelmemenin verdiği gayrı millî şuurla Anüdolu'yu bir bardak, içindeki milleti bir kokteyl, Türkleri de bu kokteyle en son katılan içki saymak gibi hezeyan var ki taraftarları birtakım ruh hastalarından ıbarettir, Tarihimizi Malazgirdle veya İznik şehrinin alınmasıyla başlatanlara sormalı : İznik ’i başkent yapanlar veya Malazgird savaşını kazananlar daha önce ne idiler? Nerede idiler? On birinci Yüzyıl tarihin ışıldakları altındaki bir asırdır. O adamların nerede ve ne olduklarını gözler önüne derhal serer. Böylece de
Türk Devletleri denen nesnenin birbirini kovalayan Türk hanedanlan olduğu,
aslında bir tek devlet olup fetret zamanlarında ikiye, üçe bölündüğü ve bunun Tanrıkut ’a kadar gerilere doğru uzandığı ortaya çıkar.

Harşit'in Hırçın Sesi, Talat ÜlkerHarşit'in Hırçın Sesi, Talat Ülker
Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
21 Nis 18:44 · Kitabı okudu · 8/10 puan

‘-Sonra sergiyi Londra’ya götürdünüz, öyle mi?
-Evet. Royal Academy’de sergilediler. Açılış dolayısıyla bir kokteyl verdiler. Ben zannettim ki bizim kokteyller gibi envai çeşit yiyecek içecek olacak. Hayır, biraz viski ve fındık fıstıkla geçiştirdiler. Bizde olsa nasıl abartırlardı. Bu tür şeylere öyle kızıyorum ki, aç kabadayı, gömleksiz kibarız biz.’

Muazzez İlmiye Çığ Kitabı / Çivi Çiviyi Söker, Serhat Öztürk (Sayfa 96 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.)Muazzez İlmiye Çığ Kitabı / Çivi Çiviyi Söker, Serhat Öztürk (Sayfa 96 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.)
Bay_X, bir alıntı ekledi.
12 Nis 20:32 · Kitabı okudu

PARTİCİLİK
"Mahalli dilde 'parti diye bir kelime vardır. Bilenler bunun karın, göbek, mide, işkembe mânasına geldiğini bilirler.
Ayrıca tarihte İskitlere komşu olmuş, göçebe olarak Mezopotamya'ya, İran topraklarına uzanmış, oralarda yerleşmiş 'Partlar' denilen bir kavim vardır, bu da biliniyor. İran efsanelerinde yiğit, savaşçı, aristokrat diye geçen Partlar zaman içinde
Yunan âşığı kesilip, kurdukları saraylarda rezilane bir hayat sürmeye başlamışlar. Tabii halk bu gidişe tepki göstermiş ve sonunda Sasaniler iktidara geçerek Partların hakimiyetine son vermişler.
'Parti' kelimesi ise bize Fransızcadan geçmiştir. Dilimizde birkaç mânası ile kullanılıyor.
1. Parça, kısım. Mesela 'Bir parti kumaş geldi'
deriz. 2. Bir siyasi gaye etrafında birleşenlerin
meydana getirdiği kuruluş, fırka, hizip. Bu da
malum mânadır. 3. Eğlence toplantısı. İşte bu
mühim. Çünkü bizimkiler 'Kokteyl parti' veya 'av partisi' gibi particiliği eğlence haline getirmişlerdir. 4. Bir defada oynanan oyuna da parti deriz. Mesela 'tavla partisi' gibi. 5. Kelepir, vurgun mânası ki, en önemlisi budur. 'Partiyi vurmak'
deyimi büyük kazanç sağlamak demektir. 'Partiyi kaybetmek' ise elde ettiği bir kazancı, haksız biçimde geldiği makamı yitirmek demektir. Şimdi, aziz okuyucular, dilimizde niçin 'pary diye bir kelime var olmuş, anladınız değil mi? Hâlâ anlamamış olanlar için daha açık bir ifade ile şunları söylüyorum:
Şiş göbekler; gövdesi yağ bağlayanlar, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını sülük gibi emenler, sözlerimiz sizedir.
Particiliği 'part şişirmek' diye anlayanlara karşıyız ve hep karşı olacağız.
Sakın ola ki, bu yazımızdan particilik ile uğraşanların tamamını kastediyoruz anlaşılmasın. İfadelerimizi başka noktalara çekmesinler. Sözlerimiz kimedir o zaman?
Onlar kendilerini bilirler. Hepsinin ipliğini pazara çıkaracağız. Böyle biline.”

Uzun Hikaye, Mustafa Kutlu (Sayfa 86 - Dergâh yayınları)Uzun Hikaye, Mustafa Kutlu (Sayfa 86 - Dergâh yayınları)
Ümit Akyiğit, bir alıntı ekledi.
08 Nis 16:46 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

05.02.1948 tarihli yazısından...
İngiliz lordları içecek şarap bulamazken, bizimkiler kokteyl partilerde sel gibi viski dağıttılar; halk veremden kırılırken, İngiliz kralı bir Aksaraylı hemşerimiz kadar gıda almıyor diye sıkılmadan yalan söylediler; köylümüzün dörtte üçü inlerde, kovuklarda, kerpiç kulübelerde hayvanlarıyla birlikte yaşarken, yabancıların geçtiği tren yolu boylarına göstermelik modern köyler yaptılar. Millet kilosu iki buçuk liradan pirinç bulamazken, devlet kesesinden besledikleri bir lokantada yabancılara iki liraya lüks yemekler yedirdiler.

Çakıcı'nın İlk Kurşunu, Sabahattin Ali (Sayfa 138 - YKY)Çakıcı'nın İlk Kurşunu, Sabahattin Ali (Sayfa 138 - YKY)

Spoiler içerir ...

Savaş ve Barış ...İki ciltlik ,1800 sayfayı aşkın ,Rusya ile Fransa savaşını konu edinen ,tarihin harmanlayıp yogurdugu
derin,destansı bir kitap .

Savaş ve Barış'ı anlamadan önce ,öncelikle Tolstoy'un hayatını kısaca bir hatirlamamiz gerekiyor .Tolstoy 1828 yılında meşhur bir aristokrat ailede doğmuş ,burjuvazi bir çevrede yetişmiştir .Ailesini kaybettikten sonra aile mirasını kumarda kaybetmis.Kazan Üniversitesi 'ni çoktan bırakmış .Orduya katilmis ,anılar yazmıştır .Daha sonra Sibirya'da sürgün edilmiştir .30 yıllık sürgün hayatından sonra 1856 yılında atfedilen bir grup soylu devrimci Dekamberist'lerin hakkında yazı yazmak için Yasnava Polyana 'ya miras kalan köşke yerleşmiştir .

Fakat Tolstoy Dekamberist 'lerin sürgün hikayesinin tam olarak anlasilabilmesi için geriye doğru bir zaman turunun yapılmasının isabetli olduğunu düşünerek ;1825 yılı Car 2.Nicolas'a karşı ayaklandiklari zamanın iyi yorumlanmasi,anlaşılması gerektiğine inanıyor .1812 Napolyon 'ların Rusya'ya korkunç saldirmasinin hikayesinin iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyor .Yine Austerlitz Savaş'indaki yenilgiden sonra Napolyon'un oluşturduğu ciddi tehdidi öğrendiği 1805 yılından bahsetmeden 1812 yılından bahsedilemeyecegine inanıyor .Tüm bu dağınık fikirler bir araya gelerek başarılı ve titiz bir şekilde sentezlenerek Savaş ve Barış gibi panorama niteliğinde zaman'siz dev bir destanin doğumuna şahit olacaktır .Yani Tolstoy ,doğumundan 20 yıl öncesi uzun ,nefes kesen bir yolculuğa çıkarıyor biz okurlarini...


Hiç aklımda yokken Ebru Ince /> Hanım vesilesi ve ilk yaptığım etkinliğin vermiş olduğu sinerjiden güç alarak Savaş ve Barış yolculuğuna çıkmış oldum ben de .Kitap okuma süresi ile alakalı çok sabırsız birisiyim .Elimdeki kitabin elimde surunmesini kesinlikle istemem .1800 sayfayı aşkın bu kitabı Allahım nasıl bitireceğim ,kalbim sıkışıyor,bünyem kaldırmıyor diye diye bitirislerime şahit oldunuz sizler de :))Ebru Hanım da bu kitabın kalın kitap değil, tuğla hükmünde olduğunu belirtince bir nebze de olsa rahatladım .
Başladım tuğla misali altında ezilmek yerine karakterleri ve tarihi gerçekleri zihnimde tuğla tuğla birleştirip inşa etmeye ...VIP Kralicemiz
Ebru Ince Hanım ve ekip arkadaşlarıma kocaman tesekkurler.


Kitap başta da dediğim gibi iki cillten oluşuyor .Birinci cildi atlatirsaniz selametle ,İkinci cilt çok daha kolay ve oturaklı ilerliyor .Birinci cildi okurken kafamda uçuşan bir dolu soru ağı ,zihnimde bağlantı kuramadigim bir dolu insan,kafamda deli sorular ...Ama Ebru ablayı dinleyip karakterlerin üzerinde çok fazla durmadan geçtim,dediği gibi İkinci ciltte tüm taşlar yerine oturdu.Öyle ki karakterleri çok iyi tanıyor hale geliyorsunuz.


Savaş ve Barış'in tek bir ana karakteri yok .600'e yakın karakterle bu savaş sahneleniyor .Yazar aristokrat bir aileden geldiği için en iyi bildiği sınıfa yönelik bu destanini yazmaya başlıyor .Her zamanki gibi bitmek bilmeyen kokteyl partileri,kızların en iyi kıyafeti giyme yarışı,mazurka gösterileri ...Aynı zamanda savaşın artan siddetinin konuşulduğu, dert edinildigi masa başı politik meseleler ...Sonra mı sonra yine lukus hayat ,para,zenginlik,kadin ...
Kaldıkları yerden devam .Anna Karenina gibi ilişkiler sarmalı bir kitabı henüz taze bitirdiğim için devam edegelen ,çocuk yaşta başlayan isbu ilişkiler yordu beni.Aşk ,ihanet ,ölüm,ihtiras ,
yoksulluk gibi konular bu ilişkilerde göze çarpıyordu...Kadın karakterlerden en çok sevdiğim en baştan beri karakterinden taviz vermeyen iyilik meleği ,fedakar Prenses Maria ve çocukluktan beri aşkına sadakatle bağlı ,malikanenin tüm yükünü omuzlayan ,yoksul Sonya...Natasa'nin çocukluktan kaynaklanıyor olsa gerek şıpsevdi oluşu ve ilişkileri beni yordu.Ama sonrasında da ailesine ,
çocuklarına ,eşine sadık ,özverili bir anne olmasıyla gönlümü fethetmeyi başardı .


Yine kitapta sevdiğim erkek karakterler arasında Kont Bezuhov'un bahtsız gayrı meşru oğlu ,mutluluğunu anlam arayışında arayan,iç huzurun peşinde olan ,işbirlikçi eşi tarafından aldatılan ,Moskova esir alındığı sırada Moskova'yi terk etmeyip mücadele etmek isteyen Piyer...
Yazar Moskova'nin esir alinisi ,Moskova yanginini,
kacislari ,yagmalanmalari çok başarılı bir şekilde orada yasiyormuscasina resmetmis.O kısımlarda yüreğime kocaman bir hüzün çöktü.Düşünsenize vataniniz,anilariniz ve nefes aldiginiz yeri terk etmek zorunda birakiliyorsunuz.Her ne kadar şehirden uzaklassaniz da bedeniniz yolculugunuza eşlik etse bile "kalbiniz" orada kalıyor,kalbinizdekilerle beraber .Sevdiklerinizin feryatlari icinizin yangını sonduremiyor.Bir anda sıradan yasamiminiz alt üst ediliyor.Yagmalanan şehirle beraber acımasızca anilariniz,eviniz ,dostluklarıniz parça pincik edilip yagmalaniyor .Bu da size acı veriyor .


Aristokrat ailenin mala mulke düşkünlüğü o kadar acı verdi ki bana ,düşünün bir sürü yaralilar var .Çaresiz ve sahipsiz.Aristokrat aileler kaçarken arabalarına yukleyebildikleri kadar tabak ,çanak,bronz,vitrin,aynalarda dolu sandık vs. gibi eşyaları tikistirmakta dertli .Yaralilar kimsenin umrunda değil .Bu atmosferde ucuzluyor insan hayatı .Insanlık bir tabak kadar bile yer edinememis ,fazlalık olarak görülmüş,köşeye burusturulup atılmış,anlamını kaybetmiş gönüllerde .Hayret ediyorsunuz .


»»»»Şimdi artık bu onlara tuhaf gelmiyordu; tersine, bir çeyrek saat önce yaralıların bırakılıp eşyaların götürülmesini nasıl doğal bulmuşlarsa, şimdi de eşyaların bırakılıp yaralıların götürülmesini öyle doğal buluyorlardı.


Piyer 'e dönecek olursam idama goturulusunu ,zindanlarda ,yakıcı
soguklarda yangından bir insanı kurtarmak ve kadınların kötü davranışlara maruz kalmamak için vermiş olduğu mücadele bence kitabın en güzel bölümlerinden birisiydi .
Herşeyin elinden yitip gittiği bir anda Piyer gerçek özgürlüğün ve mutluluğun tadına şimdi vardığını düşünüyordu .Acıkınca yemenin,susayinca içmenin ,
soğukta isinmanin,bir insan sesini duymak istediğinde konuşmanın ,dostla muhabbetin en büyük zevkini tamamıyla o mahrumiyetlerde tadıyordu .Ruhu cetin bir savaşa hazırlanırken kendisini zayiflatabilecek ,tuzağa düşürecek tüm engelleri reddediyordu .

Piyer evinin kapıları yıkılsa bile kalbinin kapılarını açmayı başarmıştı .Dünyası zalimler tarafından yıkılsa bile kendisine musmutlu "yeni bir dünya" kurmanın hazzını hiçbir şeye degismezdi.

Tolstoy tarihin içindeki büyük olayları ve olaylar içerisinde yer alan hayatları anlatmaya devam ediyor .Fakat karakterler ve psikolojilerini merak ederken tarih hakkında derin sorular sormak için anlatiyi bolmekten cekinmiyor.Savaşların başlama nedenleri,savaş taktikleri nasıl olmalı ,savaşın başarılı olmasının sözde büyük dehalarin eylemlerinden kaynaklı olup olmadığı ,askerlerin motivasyonunun rolü ,ekonomik ve kültürel etkenlerin rolü var mı acaba gibi sorularla felsefik bir düşünmeye iter okuyucuyu.

19.yy eleştirmenleri panaromik yapının bir parçası olan bu bölümden dolayı kitabın roman havası vermediğini söylerler.Tolstoy da bunu kabul eder.

Savaş ve Barış nedir ? diye sorulduğunda cevabını çok güzel verecektir :

“O bir roman değil. Bir destandan daha azı. Tarihsel bir günlükten de daha azı. Savaş ve Barış, ifade edildiği biçimle, tam da yazarın ifade etmek istediği ve edebildiği şeydir.”

"Roman Batı Avrupa tarzıdır .Rus yazarlar farklı yaşarlar ve farklı yazarlar ."


Savaş ve Barış kitabının orjinal isminin Savaş ve Dünya olduğunu söyleyenler de var .
Barış kelimesinin insanı ,dünyayı ,
toplumu yansıttığı belirtilir.Barış kısmıyla yazarın da belirttiği burjuvanin dünyaya düşkünlüğü ,kokteyller,davetler,
kadın erkek ilişkileri,elit kesimin Napolyon'â hayranliklari,Fransa kültüründen etkilenip Fransızca konuşmaları ,menfaatin sevgiye galip olduğu konular işlenmiştir .

Son olarak yazar hayal gücüyle ,kurgusal anlatımla tarihsel figürleri birleştirip muhteşem bir Rus panaromasi ortaya çıkarıyor .En başa ,zaman yolculuğuna dönecek olursak ;yaşadığı zamanı iyi anlamak ,yorumlayabilmek için ardında bıraktığı yıllara kendini kaptirarak başarılı bir eser bırakıyor.Insanlığın savaştan da siyasetten de önemli olduğunun altını çiziyor.Dünya ve iktidar tutkusu tek taraflı aşk olduğu için ,sonu hüsranla bitmeye mahkum bir baht oyunudur .

Okunması gereken ,insanın hayatıyla ,sahip olduklariyla sinandigi önemli bir eser ...

Keyifli okumalar ...

Marşmelov, bir alıntı ekledi.
09 Mar 21:49

Bir de Türk soyundan gelmemenin verdiği gayrı millî şuurla Anadolu'yu bir bardak, içindeki milleti bir kokteyl, Türkleri de bu kokteyle katılan en son içki saymak gibi bir hezeyan var ki taraftarları bir takım ruh hastalarından ibarettir.

Türk Tarihinde Meseleler, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 53)Türk Tarihinde Meseleler, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 53)