• Beni farklı alemlerden farklı alemlere götüren, sanki film izlemişim tadı veren, ufkumu açan, gerilimi ve aksiyonu ve de bilimi muhteşem bir kokteyl halinde sunulmuş, okumayanın kaybının olduğunu düşündüğüm muazzam bir kitaptı.
  • ...belli bir rutini olan insanları seviyordu .pokerdeki ipuçları kadar kesindi ; hayatlarının bir kısmı farklılık gösteriyordu ,cılgın bir yanları vardı .günün baskısından kurtulmak için herkesin bir şeye ihtiyacı vardı .
    Diyetçiler alem yapıyordu ,ağzına içki sürmeyenler noel partilerinde kokteyl içiyordu ,sadık kocalar iş seyahatlerinde flörtöz satış ortaklarıyla takılıyordu .çuvallamak DNA ya kazınmıştı ....
  • Öykü otobüsü: #32743786
    Yolcular: http://i.hizliresim.com/g6GR0O.jpg


    –Kapat şu televizyonu ya da sesini kıs beyinsiz!
    - Anne al şu kızını başımdan sesini duydukça beynime kan sıçrıyor.

    – Gece kuşu gibisin, sabah saatlerinde uyuyup gün ortasında uyanıyorsun, üç torba dolusu kitabını, acaba evin hangi köşelerinden toplayacağım soruları ile hayalgücümü geliştirmek dışında bana hiç bir faydan yok. Bıktım senden. Kendinden nefret ettirmek adına her tür özelliği barındırıyorsun kendinde. Seni kim, hangi akıllı, hangi akla hizmet hayatına alır diye merak ediyorum doğrusu.
    - Yine yumdun gözünü, bir araba laf ettin. Alllah kumandanın da belasını versin! Senin de abla!
    Bakalım ses kısabiliyor mu bu kumanda.
    (Kumanda pencereden sokağa fırlatılır)
    - Ablacığım?
    – (sessizlik)
    - Aa valla tek bir tuşa bile basmadan kısabiliyormuş. Pes doğrusu. Müthiş bir icat.

    - Anne yolluk bir şeyler yapsana? Sömürgeci tesislere muhtaç eyleme beni.
    – Dur yemediğin az bir ömrüm kalmıştı, yarın erkenden paketlerim onu da senin için.
    - Elim ayağım titriyor yeminlen. Hangi günahınızın azabıyım acaba diye merak etmiyor değilim. Keşke kumanda yerine kendimi ataydım, ataydım da kurtulaydınız benden. Ömrüm hep böyle bir şeylerden mahrum mu geçecek anne? Ben ne zaman küçük ya da büyük oğlunun çeyreği kadar önem arz edeceğim sizler için. Neyse, unut gitsin. Doyururum elbet bir türlü kendimi. Yan ya da ön koltuğumdan biri, yediği şeylere içli içli baktığımı farkedince paylaşır belki benimle.

    – Tamam ya, deme öyle... Ciğerim sökülecek sandım. Şakası bile hoş değil.
    - Böyle insanlar inan bana çok sayıda anne... Kiminin damak tadı diye yiyemediği, burun kıvırdığı, açlıktan ölsem de ağzıma sürmem dedikleri, kimilerinin günün birinde acaba yer miyim hayali...
    – Dur fazladan yapayım da hiç olmazsa hali vakti yerinde olmayan gibi görünenlere ikram edersin.
    - İyi olur. Yüreğinden öpüyorum. Şimdiden ellerine sağlık ben uyumaya koyuluyorum. Gel bir sarılayım, uyuyorsan kıyamam uyandırmaya.



    - Abicim şaka yaptığını söyle, şimdiden elim ayağım titriyor. Ya abiciğim tek market sensin koskaca otogarda, ülkenin yüzde sekseni sigara kullanıyor, nasıl sigara satmazsın. Çıldırmak üzereyim.

    ...

    - Ya bırak beni! Sana dalacağım şimdi ha...
    – Ben ne yaptım Fırat? Adam dükkanında sigara satmak istemiyormuş, bunun için adamı dövecek değilsin ya?
    - Nereden biliyorsun marketin sahibi olduğunu? Belki de elemandır.Bırak şuna iki tane sallayayım.
    – Ya eleman olsa ne değişecek. O da ekmeğinin peşinde.
    - O da okmoğunun pöşünde... Her gün başımızı durduk yere belaya koyan sen, bugün herkesin haklılık payını dağıtasın tutmuş. Seninde onlardan pek farkın yok ha... Ben sana söyleyeyim.
    – Benim suçum ne? Sen iyice kafayı bozdun.
    - Benim 16 saatlik yolculuğa çıkacağımı biliyorsun, benim hemen hemen her molada iki sigara içmem gerektiğini de biliyorsun, üstelik bunları en iyi sen biliyorsun. Nasıl düşünmezsin, bu Fırat apar topar evden çıktığını söyledi, belki sigara almayı unutmuştur, her ihtimale karşı bir paket sigara alayım şuna, diye? Bunları düşünmeliydin. Marketçi de senin gibi düşüncesiz. Gördün mü ne kadar ortak noktanız var?
    - Lan bir market açalım mı sana da bir otogar kenarında? Belki benim gibi biri gelir, sigara satmadığını öğrenir, delirir ve şu maymun suratına temizinden iki yumruk indir.
    - Tamam lan, bozulma hemen. Gel bir sarılayım. Biliyorsun sinirlenince dilimin freni belki yok, ama içim temiz.
    - Hadi Allahaısmarladık. Selam söyle bizim gençlere.

    -On dokuz numara, on dokuz numara... Ulan Fırat, koltuk numaranın on dokuz olduğunu bilmene rağmen ne diye ilk koltuklardan başlarsın numaralara bakmaya? Hadi baktın, sayıklama ki deli sanmasınlar.
    - Maşallah, herkescikler de yercağızlarına kurulmuş. Gözlükler takılmış, kitaplar açılmış, kafalar gömülmüş... Gören de bu otobüs ahalisini, şaraplı, viskili, kokteyl partide bir araya gelecek, dünya meselelerini görüşecek bilge kişiler zannnedecek. Yani en azından ben öyle değilim. Bunu biliyorum.

    -Harbi var bu işte bir hinlik...
    -Şu bağlamayı da bir kez olsun bağaca koymaya gönlüm el vermedi ya. Acaba ne düşünüyorlar benim hakkımda? Müzisyenlik bir görünüme de sahip değilim. Başkasına mı götürüyorum hediye niyetine? Ya da hava mı atıyorumdur? Neyse, susup kıvrıl iyisi mi sen de kendi köşene.

    -(Kitap çıkarılır çantadan, kafa gömülmeye yakın
    az ötesinde boş olan koltuğa gözü ilişir; yok canım herkesin yaşantısı ve düşünceleri bir değildir diye iç geçirilir. Mesela benim çantalarımın içi kitap ve giyecek doluyken, şu yanımdaki arkadaş ya da birazdan binecek olan o arkadaşın karton dolusu cins tavuklar olabilir, hatta bunlar yolda ölüp arabayı kokutabilirler de. Olur mu olur, tavuk bunlar, ne zaman öleceği belli mi olur... Ulan şu arkadaşa selam vermeyi unuttuk! )

    - ...
    – ...
    - Aç mıydın?
    – ...
    - Sigara kullanıyor musun?
    – ...
    - Çakma insan. Spot insan. Şarampole yuvarlanasıca... Bunların hepsi böyle.
    –...
    - Peki ya otobüsün arkasındaki yazıyı gördün mü, 'Mezara dikilen çiçek ölüyü diriltmez.' diye?
    –...

    (Muhabbet böyle süregelirken; elinde beş litrelik su bidonundaki sütüyle küçük bir kız çocuğu, yol kenarında bulabildiği bir kaç karışlık gölgeye sığınmış kendini güneşten korumaya, yoğurt kasesine doldurulmuş yumurtaları da kırılmasın diye dengede tutmaya çalışıyordu.)
  • oysa ben neler istiyorum
    neler istiyorsun canım
    insanların üstüne dünyanın bütün yıldırımlarını yağdırsam da sevilmek özlenmek istiyorum bütün gürültümün çocukça olduğunu aslında sevgiden ilgiden geldiğini anlamalarını öyle sanmalarını istiyorum peki diyorlar neden yapalım bütün bunları neden öyle sanalım kimsin sen diyorlar reisicumhurbaşkanı mısın sen diyorlar evet reisicumhurbaşkanıyım evet aslında bütün temel atma törenlerine bütün açılışlara resmî geçitlere şenliklere resmî kabullere ziyafetlere balolara düğünlere kokteyl partilere anma törenlerine beni çağırmalısınız kaç para eder sizin reisicumhurbaşkanlarınız benim yanımda hangisi benim kadar yürekten katılır sevincinize heyecanınıza adamın işi başından aşkın bir de sizinle mi uğraşacak birçoklarına da gelmez gelse de baştan savma bir konuşmayla hayal kırıklığına uğratır sizi özene bezene hazırladığınız yiyeceklerinizin üstüne elinin parmağının ucuyla şöyle bir dokunur bütün endişeleriniz boşa gider yemekler kalır hiçbirinizin doğru dürüst elini sıkmaz törenin düzenlenmesinde emeği geçenler şöyle bir uzaktan görür onu oysa beni çağırsanız bilseniz ne memnun kalırdınız her birinizle ayrı ayrı meşgul olurdum ne kadar beğenir ne kadar çok yerdim yemeklerinizden sevinçten şaşkına dönerdiniz
  • İnsanların çevrimiçi mecrada kusursuz bir benlik yaratmak için saatlerini harcamalarına, kendi yarattıkları bu şeye bağlanmalarına ve bunu kendileriyle ilgili gerçeklikle karıştırmalarına tanık olmak çok şaşırtıcı ve korkutucu. Bu şekilde trafikte kitlenip kalarak, gereksiz atışmalara girerek ve gergin sessizlikler yaşayarak geçirilen bir tatil güzel manzaralar, mükemmel yemekler ve gülen yüzlerden oluşan bir derlemeye dönüşüyor; deneyimlediğimiz şeylerin yüzde 99'u asla benlik anlatısının parçası haline gelmiyor.
    Fiili deneyimlerimiz bedenselken hayali benliğimizin bu denli görsel olması özellikle dikkat çekici. Hayal âlemindeyken, zihnimizde ya da bilgisayar ekranında bir sahne canlandırırsınız. Kendinizi tropik bir sahilde, arkanızda mavi deniz ve yüzünüzde koca bir gülümsemeyle, bir elinizde kokteyl, öbür eliniz sevgilinizin belinde görürsünüz. Cennet. Resimde görünmeyenler bacağınızı ısıran sinir bozucu bir sinek, o kötü balık çorbasını içtiğiniz için midenizde oluşan burulma hissi, mahsusçuktan gülmeye çalıştığınız için çenenizde oluşan gerginlik ve mutlu çiftin beş dakika önce yaşadığı çirkin kavga. Keşke fotoğraftaki insanların fotoğraf çekilirken ne hissettiğini hissedebilseydik!
  • Bu halk buraya sansasyonel bir duruşma izlemeye, ünlü kimseleri görmeye, sohbet konuları toplamaya, görülmeye, vakit öldürmeye gelmişti. Buradan çıkınca istemedikleri işlerine, sevgisiz ailelerine, seçmedikleri arkadaşlarına, salonlara, gece kıyafetlerine, kokteyl kadehlerine, sinemalara, itiraf etmedikleri acılara, öldürülmüş umutlara, ulaşılmamış arzulara döneceklerdi. Karşılarında asılı duruyordu arzular. Ama ona giden yolda hiçbir adım atılmıyordu. Buradan çıkınca bu insanlar, yine düşünmeden geçirdikleri günlere dönecekler, bir şey söylemeyecekler, unutacaklar, teslim olacaklar, razı olacaklardı. Ama bu insanların hepsi, unutulmayacak bir an da görmüştü elbette. Hiçbir olayın olmadığı bir sabah duydukları bir müzik vardı. Bir daha o müziği asla aynı biçimde duyamayacaklardı.