Cinsellikle ilgili konuşurken, " Unutmayın," diyorum, "temelde biyolojik bir olay bu ama duyguların zeminini oluşturuyor." Eğer kişi cinselliği sadece biyolojik boyutta yaşarsa insan olmanın temel zenginliklerinden kopmaya başlar; yaşamdan, özünden, kendinden soğur. Edebiyat, müzik, şiir, özlem, hüzün; yani yaşama anlam veren tüm kaynaklardan mahrum kalır. Oysa insanı her alanda yaratıcı zenginliğe götüren, insan olmanın tadına varan şey bu kaynaklardır.
Cinsellik diğer bir gereksinmeler gibi değildir. Meseleye önemle ihtimamla yaklaşmak gerekir. Çünkü cinsel ilişki ruhun derinlere inen bir eylemdir. Bireyler bilmese de, bundan kaçıncı sırada cinsel ilişkide özlerin, ruhların birleşmesi de vardır. O nedenle cinsellikte kişinin bilinçli ve ne yaptığını bilerek, bu sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekir.
Cinsellik sadece biyolojik zeminde basit bir eylemi indirgendiğinde insanın kendine özgü bütün ayrıntılarının ortaya çıktığı o an ve o ânın kendi özgü hali kaybedilir.
Unutmayalım; bir şey korku kültüründe kaldığı sürece bir hapishaneden başka bir hapishaneye sürüklenir. Ama gelişim odaklı değerler kültürüne yolculuğa devam ederken artık orası hapishane olmaktan çıkar ve bu, yaşamın dinamikleri, kendini keşfetme yolculuğuna dönüşür. Belki bunu dışarıdan kimse bilmez ama bu yolculuğun müthiş bir macera olduğunu o kişinin kendisi, içindeki savaşçı farkındadır.