• Arkadaşlar !
    Dini kişilikleri okuyunca beni takip ediyor bazı kullanıcılar. Ama Nietzsche okuduğumdaysa takipten çıkıyorlar.
    Bu kadar komik olmayın, rica ederim !
  • Bizi Çıkmaza Sokup
    Yolun Açık Olsun Dediler
  • Nesil nasıl bu kadar çatlak olabiliyor?
    Furkan dayı neden bu kadar komik?
    Zeynep Değirmenci böyle ponçik kitap yazmayı nereden öğrendi?

    Aşşşşşırı tatlı bir kitabın yorumuyla geldim. Resmen okurken hep gözlerim kalp kalpti. Seveceğimi tahmin ederken niye daha önce okumadım bu kitabı bilmiyorum ama bazen böyle oluyor işte. Belki de doğru zaman şimdiydi.
    Gelelim konusuna..
    Kitapta Nesil ile Bedir'in hikayesini okuduk. Ama ne hikaye! Nesil kızımız 25 yaşında bir öğretmen. Esasen kendisi öyle düşünmese de çevreden evde kaldın muamelesi görmeye başlamış. Burda kendimi gördüm :D Gerçi sadece burada değil hikayenin her yerinde kendinizden bir şeyler bulmanız mümkün. O kadar bizden, o kadar içimizden ki size anlatamam.
    Ne diyordum, heh işte çevre baskısından muzdarip, aslında evde kalmamış, çocuk ruhlu öğretmenimiz Nesil, bir arkadaşının düğününde bir çift mavi göze vuruluyor. Ama ne mavi! Yalnız sanki ben de Bedir'in mavilerini görmüş gibiyim dimi, yazar nasıl anlatıyor düşünün artık.. Sonra Nesil'in yolu mavi gözlerin sahibi Bedir ile sürekli kesişmeye başlıyor. Bir değil, iki değil, üç değil.. Nesil bu karşılaşmalarda kalbine söz geçirmeye çalışa dursun, kader yavaş yavaş ağlarını örüyor.
    Ben şimdi sizi spoiler manyağı yapmasını bilirdim ama hayır yapmıyciim, lütfen gidin okuyun. Sonra benim gibi ah vah niye daha önce okumadım diye yakınırsınız.
    Kitabı çok sevdim, bunda yazarın eğlenceli anlatımının yanı sıra karakterleri kendime yakın bulmam da rol oynuyor. Çoğu kitapta karakterin yerine kendimizi koyabiliriz ama tamamen özdeşleştiremeyiz, burada yaşam tarzı olsun dünya görüşü olsun karakterler resmen bizim ailenin birer üyesi gibiydi :)
    Detaylar ve espriler muazzamdı!
    Nesil'in o içinden konuşmaları yok mu, bittim bittim :)) Çok güldüm yaa, özellikle Furkan replikleri krize girme sebebim oldu. "Furkandayıseverler derneği"ne üye olmamak elde değil..
    Bizi bu güzel hikayeyle buluşturduğu için Zeynep Değirmenci'ye çok teşekkürler ^^
  • Eğlenceli, komik bir o kadarda düşündürücü
    espriler bazen abartılmış olsa da güzeldi
    kafa dağıtmak ve hem kitap okuyayım hem eğleneyim diyorsanız okuyun derim.
  • "Savaşın başladığını bilmiyor musun?"
    "Duydum."
    "Tanrım, ne komik değil mi?" dedi ihtiyar adam. "Kendi dertlerimiz olduğu için ne kadar uzak görünüyor."
    Ray Bradbury
    Sayfa 194 - İthaki Yayınları
  • Kalbimi de büyüttüm sonunda
    Artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
    Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
    Öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.
    Kalbim sanırım büyüyünce
    Sokaklarda ağlayan biri olacak
    Rezillik yani maviş anne!
    Kalbim komik kaçacak
    Kaçmaması için sen en iyisi kalbime de
    Benim serüvenimden bir yer ayırt
    Aman, mutsuz bir yer olmasın!
  • Bunca yaşanmışlığı içinde barındıran dünya,o kocaman tarihiyle ,savaşları,ölümleri,yaraları,bitmek tükenmek bilmeyen ızdırapları,içinde hazin sonlar barındıran delilikleriyle koca bir hastane olarak nitelendirilse yanlış olmaz sanırım.
    Doğal yaşamın şartlarının değişmesi ve insanlığın kendi değerlerini yavaş yavaş kaybetmesiyle ortaya çıkan hastalık kavramının başlangıcını şöyle tanımlayabiliriz esasen;
    ‘Her şey elmanın yeryüzüne düşüşüyle başladı’’
    Hastalıkların tarihi incelendiğinde bazı toplumlar tarafından ‘Tanrının Gazabı’olarak nitelendirilen hastalıklara(komik değil mi? ) ,yüzyıllarca ve belki hala etik ve ahlaki mistik anlamlar yüklenmiştir.
    Fakat hastalıklar insan ve onun sosyal davranışlarının kaotik sonucudur.
    Avcı –toplayıcı yaşam süren ve dağınık gruplar halinde yaşayan Homo Sapiens ,sürekli değiştirdikleri yer ve su kaynakları sayesinde, yerleşik hayatı ve kalabalığı seven mikroorganizmaların kendi içlerine sızmasına yıllarca izin vermemişti.Fakat gruplar arası etkileşimin artması farklı ve dirençli mikroorganizma gruplarının bir araya gelmesini kolaylaştırırken aynı zamanda yerleşik hayata geçen insan oğlu,dünyayı sömürge haline getirirken kendisi de yerleşik mikroorganizmaların kurbanı oldu.
    Hayvancılık ve yerleşik yaşam sayesinde sayısını giderek arttıran insanoğlu daha fazla kaynağa ihtiyaç duymaya başladı.Kaynak tüketimi arttıkça ,ekosistemin bozulması kaçınılmaz hale gelirken bir yandan da tarımın ve hayvancılığın artması,diğer türlere özgü hastalıkların bir takım mutasyonlar geçirerek insanda vuku bulmasına sebep oldu.
    Neolitik dönemde sığırlar insan patojen havuzuna tüberküloz,çiçek virüsü ve diğer virüsleri kattı.Domuzlar ve ördekler gribal enfeksiyonları bulaştırırken,hareketimizin destekçisi atlarda rinovirüsleri yani bildiğimiz soğuk algınlığını hastalık hazinemizin içine ekledi.Günümüzün BSE-CJD krizi ;yani Creutzfeldt-Jakob hastalığı,süngerimsi ensefalopati hayvandan insana geçen hastalıkların en iyi örneklerinden biridir.Hayvan etlerinin yenmesinden farklı olarak da su yoluyla bulaşan salmonella ,tifo,bazı mantarlar insanın başka açılardan da zayıf olduğunu kanıtladı.Bir yandan insanlar arası etkileşim ve farklı yörelerden evlilikler de zamanla hız kazanıyordu.Bu da bilinen ölümcül bir hastalığı başka bir bölgenin ölümcül hastalığı haline getirmeye yetiyordu.Tarihçi Tukididis;
    Bu duruma örnek olarak Mısır da başlayan baş ağrısı,kusma ,göğüs ağrısı ve kasılmalarla beraber tenleri kabartı ve çıbanlarla doldurduktan sonra bağırsakları ele geçirip ölümle sonuçlanan bir hastalığın Yunanistan’ı kırıp geçirdiğinden bahseder.Bu hastalığın ne olduğu hala pek bilinmemekle beraber Atina ‘nın düşüş dönemini hızlandırdığını tüm tarihçiler teyit edebilir.
    Yunanista’nın devrilmesinden sonra egemenliği ele geçiren Roma da Antonine Vebası ve kızamıkla savaşmış ve büyük kayıplar vermiştir.
    Gel zaman git zaman ,bu hastalıkların yol açtığı salgınlarda o kadar çok kayıp verildi ki,bir şey çokça başınıza geldiğinde artık bağışıklık kazandığınızı söylememenin imkanı yoktur.Konakçı yokluğunda patojenlerin de kaybına sebep oldu.Bu hastalıklar yok olurken yerini başka hastalıklara bırakmaya devam etti.
    Madem insanı konakçıları azaldı deyip,meydanı boş bulan kemirgenler veba basili gibi hastalık yapıcı etkenlerin taşıyıcısı olmaya başladılar.Lenf bezlerine yayılan ve koltuk altı,kasık boyunda şişliğe sebep olan ,hıyarcık vebası tahmin edildiği üzere ilk defa Roma da kayıtlara geçmiştir.MS 540 da Mısır da başladığı bilinen bir veba salgınının Akdeniz ve Konstantinapolis’e saldırdığı sonrasında Kuzey Afrika ve Avrupa yı da ele geçirdiği bilinmektedir.Şeytan imgeleri,ölüm dansı(camille saint-saëns’in Danse Macabre ‘si mesela) sembolleri,mahşer atlıları ;Kara Ölüm vebanın sessiz söylemleri haline geldi.Zavallı ortaçağ insanı biyolojik gerçekliklerden bihaber ,Tanrının gönlünü hoş tutabilmek adına türlü sapkınlıklara göz yumdu.Sözde cadı kırımları ve ruhani kaos biyolojik hastalıklara ,psikiyatrik bir takım hastalıkları ekledi desek pek de yanılmış olmayız sanırım.
    Yine de en büyük sağlık dehşetlerinden birini Hispaniola’ya (Bugünkü Dominik Cumhuriyeti ve Haiti) ayak basıp Eski ve Yeni Dünya’nın temasına sebep veren Kolomb’un yaşattığı da mühim bir gerçektir.Pizaro İnkaları ve Aztekler;İspanyolların gemilerinin ve tatlı sevimli domuzlarının taşıdığı grip ve çiçek gibi hastalıkların kurbanı olmuşlardır.
    Kendi kayıplarını karşılamak konusunda ısrarcı olan İspanyol ve Portekizliler ;Afrika yerlilerini köle olarak ülkelerine getirmeye başladılar.Bu da sarı humma ve sıtmanın Avrupa da yayılmasına sebep oldu.
    Frengi askeri ve tüccar kesimlerle yayılmayı sürdürürken,Sanayi devriminin etkisiyle kentlerin atıklarından doğan tifüs büyük bir salgın yaratacaktı.
    Kolera 19.yüzyılın yeni hastalığı olarak dünyanın büyük kısmını büyük zaman dilimlerinde etkiledi.Sanayi devrimi dünya üzerinde tarımın ortaya çıkışının yarattığı yeni hastalıkları ortaya çıkardı.Madenciler ve çömlekçilerde görülen akciğer hastalıkları gibi mesleki deformiteler mikrobiyal hastalıkların yerini aldı.Zengin ve yaşlanan ulusta kanser,diyabet,hipertansiyon gibi sorunlar baş göstermeye başladı.Kolera ve diğer ölümcül hastalıklar gerilemiş olsa da yüzyıl hastalıkları insanın karşısına farklı şekillerde getirdi.Büyük savaşın hemen ardından gelmiş geçmiş en kötü pandemik hastalık olarak bilinen İspanyol Gribi,60 milyon insanın ölümüne neden oldu.İlerleyen zamanlarda AIDS,Ebola,Lassa ve Marburg ateşi gibiyeni hastalıklar ortaya çıkmıştır.
    Evrimsel açıdan ,insanın hastalıkların içinde yeni tedavi usullerinin sürekli deneniyor olmasıyla beraber düşmanı yok edecek değil, düşmanın iç mihraklara girmesini engellemeye yönelik bir tutum sergilenmeye başlandı.
    Kadercilikten kurtulup yeni çözümler üretmeye ve metanetli olmaya başlayan insan oğlu;şifacıları,hekimleri yetiştirmeye başladı…
    Kitabın tarihe bakışı,felsefi değerlendirmeleri oldukça güzeldi fakat yazarın ön sözde belirttiği gibi,tıp batıdan ibaret değildi,doğu tıbbı yetersiz anlatılmıştı....