Giriş Yap
250 syf.
·
9 günde
·
9/10 puan
Öncelikle çok çılgın bir kurgu olduğunu söylemeliyim. Giriş bölümü çok ilgi çekici olduğundan hemen bir sonraki bölüme geçiyor ve afallıyorsunuz. Çünkü yazar başta gelecekten Bir kesit yazmış meğer. Evet, severim böyle girişleri. Sonraki bölümlerde bir karmaşa, kaçış, Kaos var ki 3K içerisinde bir de durmak bilmeyen komik anlatım beni benden aldı. Ama her zaman değil bu anlatım şekli. Bir yerde yazar benle kafa buluyor dedim Gülmemek elde değil katliam sırasında kurulmuş cümlelere. Katliam dediysem ooo var ya lafta değil, dehşet! O dehşetin içerisinde yıkıldığm bir bölüm vardı. Yaprak dökümü, aşk-ı memnu karışımı bölüm annem gibi tepkiler verdim. Anlayacağınız beynim mavi ekran hatası verdi, burnumdan ejderyan dumanları çıktı ama çok eğlendim. Bu arada sayfa sonlarındaki kare kodlarla kurgu gizemli öykülere yönlendiriyor. Dehşet ve ibretle okuduğum kurguya sıra gelince, acayip bir evrendeyiz. Çokbakır kasabasının başında bir cadı var. Gudubetin hâlâ ne olduğunu çözemedim. Yaratık falan oluyor ama kanlı ayinlerle falan. Amacı kasabadaki herkesi kölesi yapmak. Ama evinde kedi olanlara dokanmıyor. Bu kitabı okurken yanınızda kedi olsun O sırada kızı kaçıyor, başka bir yerde iki erkek kahraman kaçıyor, kasaba çorba oluyor. Sonra bu üç kişi kendini başka bir yerde başka belaların ve tuhaf masalların içerisinde buluyor. Ve Epope'nin aklı gidiyor acayip bir şey okudum ve bilirsiniz bayılırım acayip evrenlere o yüzden 2. Kitabı merakla bekleyeceğim. Dehşet ve ibretle tavsiye ederim
Mühürlü Masallar 1.Kitap - Zamanın Yaraları
9.1/10 · 10 okunma
Reklam
320 syf.
·
Puan vermedi
Şahane bir kitap. Sadece siyasi değil müzik, sinema, spor ve basın tarihimizden de birçok komik, muzip ya da trajik olayı popüler tarih anlayışıyla yerli yerince aktarıyor ve tek oturuşta bitirmek mümkün. Daha da ötesi yazarın satır aralarında fark ettirdiği üslup örnekleri, kendisinin muhabbetinin de keyifli olduğunu işaret ediyor.
Yakın Tarihimizde Garip Olaylar
0.0/10 · 2 okunma
bana yeni bir dil ver ya Rab! bana, beni yorulmadan anlatacak bir lisan ihsan et yoksa bu çağ ağır yoksa bu beden büyük yoksa bu sahte bu sancılı bu komik bu zavallı bu her şeyin kendi anlamıyla dövüştüğü bu asr bana yük!
Felix, her zamanki gibi kaşları çatık bir şekilde karşısındaki gence bakıyor ve yaptığı çocuksu hareketlere söyleniyordu. Karşısındaki genç buruk bir tebessümle dinliyor ve söylenmelerinin bitmesini bekliyordu. "Bıktım senden Hyunjin. Yaptığın bu çocuksu hareketlerle kendini komik falan mı sanıyorsun. Sana işim var dedim seninle gelemem." "İşinin ne olduğunu çok iyi biliyorum Felix. Başını tekrardan derde sokacaksın değil mi?" Felix Hyunjini omzundan iterek yürümeye başladığında, Hyunjin olduğu yerde kaldı ve gitmekte olan takım elbiseli genci sessizce izledi. Kalbinin sızısı gözlerinin dolmasına neden olmuştu. Kafasının içinde dönüp duran sesle kendisini toplamaya çalıştı. "Çocuk gibi davranma Hyunjin. Ağlayacak mısın gerçekten?" Felixin alaysı sesi kulaklarında çınlarken kalbi iki kat sızlatmıştı. Arkasını döndü ve evlerine doğru yavaş adımlarla yürümeye başladı. Kapıyı açtığında onu karşılayan küçük köpeğini kucağına alarak koltuğa bırakmıştı kendisini. Kucağındaki köpek özlediği sahibinin yüzünü sevgiyle yalarken. Hyunjinin gözleri duvarda asılı olan eski bir fotoğrafa takılmıştı. Duvarda asılı olan resme uzunca baktı ve ardından başını arkaya yaslayıp gözlerini kapattı. Gözlerinin önünde canlanan anıları düşünürken kalbinin ağrısı daha da artmıştı. Bu sefer gözlerinden akan yaşları tutmadı. ... Felix her zaman bu kadar soğuk ve kaba değildi. Hyunjin, onunla ilk tanıştığında Felixin bir melek kadar masum olduğunu düşünmüştü ve öyleydi de. Felixin görünüşü diğer herkesten farklıydı. Androjen görünüşüyle kalın sesi onu ilk etkileyen şeydi. Yüzündeki çiller ve gülümsediğinde gözlerinin etrafında oluşan çizgiler her şeyiyle ondan hoşlanmıştı. Felix, gülerek Hyunjinin sırtına atlamış ve boynuna sıkıca sarılmıştı. Elini gencin yanağına götürüp bir kaç saniye okşadıktan sonra kalın sesiyle bağırmıştı. "Hyunjin hadi gidiyoruz" "İn sırtımdan çok ağırsın." "Çok kabasın Hyunjin iki gündür diyet yapıyorum kilomda gayet iyi beni rahatça taşıyabilirsin." "Yine mi diyete girdin? Felix geçen hafta da kendini çok zorladığın için hastalandın yine öyle bir şey olursa seni öldürürüm demedim mi?" "Ama öyle bir şey olmadı değil mi Hyunjin." Felix gencin sırtından inmiş, Hyunjinin elini tutarak koşmaya başkamıştı. kahkahalarını serbest bırakırken saçları özgürce rüzgarda savruluyordu. Hyunjin ise sadece gülümseyerek onu izlemişti. O anın sonsuza kadar sürmesini isterken aradan geçen üç haftanın sonunda Felix fazlasıyla değişmişti. Nedenini bilmediği bir şekilde ondan uzaklaşmış ve soğuk davranmaya başlamıştı. ... Kapının hızla kapanmasıyla kendisine gelmişti. Ne zaman uyuya kaldığını bilemeyerek başını kaldırmış ve gelen  gürültüyü anlamaya çalışırken gözlerini ovuşturmuştu. Ağrımakta olan boynunu tutarak koltuktan kalktı. Aniden açılan ışık gözlerini acıtmıştı. Sıkıca gözlerini kapattı ve uykulu bir sesle mırıldandı. "Kim o? ahh gözlerim..." kendisine doğru gelen ayakkabı sesleri ilk başta onu ürkütmüş olsa bile hemen tanmıştı geleni... Felixti. Gözlerini kapatan ellerini kavrayan küçük eller yavaşça aşağıya inerken Hyunjin yutkundu ve hafifçe gülümsedi. Gözlerini kırpıştırarak açtı ve karşısında duran soğuk yüze baktı. Yüzü yara içinde ve yanakları hafif kızarıktı. İçmiş ve kavga etmiş olduğu her halinden belliydi. Gülümseyen yüzü bir anda tekrar eski halini almıştı Hyunjinin. Ellerini karşısındaki küçük bedenin yanaklarına koymuş, sarı saçlarına doğru uzanmıştı itilmeden önce. İtilmesiyle birlikte bir kaç adım gerilemişti. Felix söylenerek yanından ayrılırken Hyunjin kaşlarını çatmıştı. Arkasından koştu ve kolundan çekip kendisine doğru döndürdü. "Felix!" "Bırak kolumu." Soğuk ses vücudunu titretmesine rağmen bırakmamıştı. "Felix neden bu şekilde davranıyorsun?" "Nedenini hala anlayamadın mı? Bu kadar gerizekalı mısın? Seni istemiyorum Hyunjin. Seni görmek, sesini duymak seninle ilgili hiçbir şeyi istemiyorum. Mümkün olsaydı seninle hiç tanışmamayı dilerdim." Hyunjin tuttuğu kolu bıraktı. Söylenen sözler beyninin içinde yankılanırken gözyaşları içerisinde geriye doğru adımladı ve karşısındaki kişinin ayaklarına bakarak mırıldandı. "O gün... O gün biz..." "Hyunjin, o gün seni altıma aldım diye sana karşı sevgi beslediğimi düşünmedin değil mi? Biliyorsun senin gibi bir çok kişiyle beraber oldum. Gözlerinin önünde o ibnelerden birini becerirken onlardan biri olmayı istemedin mi? Bende isteğini yerine getirdim ve şimdi ise onları bıraktığım gibi seni de bırakıyorum." Ceketinin cebindeki cüzdanından çıkardığı paraları Hyunjinin önüne attıktan sonra odasına doğru yürümüştü geride bıraktığı kişinin acı içerisinde ağlayışlarını umursamadan. Hyunjin kaybolan ayak seslerinden sonra hiçbir şeyini almadan evden çıkmıştı. Rüzgar üzerinde ince kıyafetler olan gencin sırtına çarptıkça titriyordu. Kollarını birbirine doladı ve yanaklarına doğru süzülen gözyaşlarını ince beyaz elleriyle sildi ve ardından ceplerini kontrol etti. Telefonu yanında değildi ve evden almak için kapıyı çalması gerekiyordu. Onu görmek istemediği için geriye dönmedi ve yavaş adımlarla arkadaşının evine doğru yürümeye başladı. Bir kaç sokak geçmesinin ardından yanından hızla geçen arabaya korkuyla bakmıştı. Araba ileride durmuş ve içerisinden takım elbiseli iki kişi çıkmıştı. Ardından sportif giyime sahip biri gülerek indiğinde karşısındaki kişinin lise zamanlarından tanıdığı biri olduğunu görmüştü. Bir zamanlar kendisine takıntılı olan kişiyi gördüğünde sinirleri daha çok altüst olmuştu bunun üzerine arkasını döndü ve bir başka sokağa doğru yöneldi. "Hyunjin! Beni görmezden mi geliyorsun hayatım." "Seninle uğraşamam rahat bırak beni." "Felixle mi kavga ettiniz?" "Sen!!" "Hayatım kızma lütfen. Kaç defa onun seni üzeceğine dair uyarmıştım." "Kapa çeneni." "Seninle bir oyuncak gibi oynadı Hyunjin. Bunu çok iyi biliyorsun. Yıllarca seni kullanmasına izin verdin değdi mi?" Hyunjin sıkılı ellerini yüzüne doğru götürdü ve nefret ettiği insanın karşısında aciz bir çocuk gibi hıçkırarak ağladı. Birden beline dolanan elin hissiyle kendisini geri çekti ve belini saran kişiyi ittiğinde güçlü bir el bileklerinden kavramış ve bir başka el ise ağzına doğru bir bez bastırmıştı. Bir kaç saniye sonra bezden yayılan koku bilincinin kaybolmasına neden olmuştu. Her şeyden habersin Felix ise yatağında hiç bir kaygı duymadan uyuyordu.
Reklam
92 syf.
Kitap dışarıdan bakıldığında komik bir kitap, okurken nasıl bitti anlamıyorsunuz. Gerçekte bakıldığında bir paranoid şizofreni hastasının dünyayı nasıl yorumladığını anlatıyor. Kitapta Mehmet Bey, eşinin ve kayınvalidesinin sürekli kendisine tuzaklar kurduğunu söylüyor. Çok ciddiye alamadım maalesef. Kafasında kurup kurup en sonunda kendisini etrafındakilerden soyutluyor. Yer yer Mehmet beye de üzülmedim değil. O zamanın şartlarıyla psikiyatrinin yaygın olmayışı ve bu alana bakış açısı belkide tedavisi olan bu hastalığa davetiye çıkarmıştır. Kesinlikle üniversitelerde incelenmesi gerek {abartmıyorum :) }. Yeri geldiğinde cinsiyetçi yaklaşımları beni rahatsız etmedi değil yinede o zamanın şartlarında nasıl bir kafa yapısına sahip olunduğu tahmin ediliyordur eminim tabi bunda hastalığına da pay vermek istiyorum. Kitabın ana teması şu olmalı; sevginin gücü ve ne kadar özel olduğudur!! {Mankurtlar anlamaz :D~ K.Ö.İ.S.A.Ö.}
Bursa'daki Kaynana Cinayetlerinin Sırları
4.5/10 · 51 okunma
2
1000
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42