“Hançer kendini kanatamaz"dedi. "Herkesin evlere çekildiği yerde, beni yolların çekiyor
olması; yüreğim ağzımda çarparak seni öperken gözlerimden yaşların dökülmesi; tam da her şey bitti derken telaşla gözlerinin ışığına uzanmam; aylarca görmek istediğim insanı karşımda bulunca dönüp gitme boğuntusu; ne kadar gerekli olursa olsun herkesin yaptığı işlerden nefret etmem; dört yol ağzında durup günde beş vakit, dünyayı kendi sığlığı sanan herkese küfretme isteği; bir sevinci söylerken sesimin karaçalı gibi boğazıma takılması; aşkı ve şiiri dışlayan tüm ciddi ve önemli şeylerin hasta, hafif ve komik gelmesi ... "
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Prehistorik avcı-toplayıcı göçebe kabilelerde kıskançlık ve sahiplenme dürtüsü, kutsal bir "aşk kanıtı" değil; kabilenin iç uyumunu dinamitleyen, sosyal parçalanmaya yol açan tehlikeli birer egoizm ve patolojidir. Kabile, hayatta kalabilmek için bu yıkıcı dürtüyü bastırmak, evrimsel olarak etkisiz hale getirmek zorundadır; bunu da ritüelleşmiş çoklu cinsel etkileşimler (S.E.Ex) yoluyla babalığı kasıtlı olarak bulandırarak başarır. Modern insanın "doğal" zannettiği cinsel bencillik ve mülkiyetçilik, tarih öncesi atalarımız için sadece "utanç verici ve komik" bir ilkellik durumudur.
İnsanları, boyunlarını neredeyse kırılacak derecede esnetmeye, bebeklerinin başlarını ezmeye ya da kızlarını kutsal fahişelik için satmaya ikna eden hangi sosyal güçler iş başındaysa, bunlar aynı zamanda kıskançlık duygusunun aptalca veya komik olduğunu söyleyerek, bu duyguyu da yeniden şekillendirecek ya da etkisiz kılacak güçtedirler. Pekala cinsel kıskançlık duygusunun anormal olduğunu söyleyebilirler. Erkeklerin kıskançlığının evrimsel açıklaması, daha önce de gördüğümüz gibi, babalığın kesinliğinin altını çizen genetik hesaplamaları temel alıyor. Ama mesele genlerse, o vakit erkeğin karısının başkalarıyla değil de kendi ağabeyleriyle yatmasından daha az kaygı duyması gerekir çünkü onlar da aynı genlerin yarısına sahipler. Beyler, eşinizi bir yabancı erkekle mi yatakta yakalasanız daha kötü hissedersiniz yoksa ağabeylerinizle mi? Hanımlar, eşinizin kız kardeşlerinizle ilişkiye girmesini mi tercih ederdiniz? Ben de öyle tahmin etmiştim.
İnsanların onlara verilen isimlere uyum sağlaması ne komik.
Sanki belli bir sıraya göre dizilmiş birkaç harf bir kişinin gelecekteki mutluluğunu ya da mutsuzluğunu tahmin edebilirmiş gibi. Bir insanın ismini bilmekle o kişiyi tanımak aynı şey değil elbette ama isimler hepimizin yargıladığı ve yargılandığı ilk izlenimlerdir.
Avrupalılaşmak, kendi derisinden çıkıp bir başkasının derisine bürünmeye çalışmaktır. Bu beyhude çaba, aydını kendi halkına düşman, Batı'ya ise komik bir taklitçi yapar.