Bırakalım bilgelik hayallerini! Bırakalım mutluluk hayalleri kurmayı! "Hayat," diye yazar Montaigne, "maddi ve bedensel bir etkinliktir; özü itibariyle kusurlu ve bozuktur; ona, onun istediği gibi hizmet etmeye çabalıyorum." Mutluluk yola çıkmamızdaki amaç değil, yolun kendisidir. Sarsıntılı, yamru yumru, zor bir yol mu? Evet, hemen hep öyledir. Ama zorlukları sevmez ya da kabullenmezsek hayatı nasıl sevebiliriz? Mutluluk insanı dinlendirmez; sonu başarıyla biten bir çaba ya da alt edilen bir başarısızlıktır o. Uzun lafın kısası cesaret yoksa mutluluk da yoktur; bu noktada stoacılar haklı. Ama zevk olmadan da olmaz, dolayısıyla Epikuros da haklı; sevgisiz de olmaz, bu durumda sadece sevgi konusunda uzman olmak isteyen Sokrates, Aristoteles ("Sevmek, keyif almaktır"), Montaigne ("Kendi adıma
hayatı seviyorum"), Spinoza ("Aşk bir sevinçtir"), Freud (insan "sevme yeteneğini" kaybettiyse hasta demektir) ve hepimiz haklıyız. Mutluluk ne var olmakta, ne sahip olmakta. O, harekette, zevkte ve sevgide.