Suat

Henry James, Turgenyev’in karakterini düşündüğünde, Rus ahbabında Gücün Zayıflığı’nın emarelerini gördü. Teori şöyle devam eder: Bir bireyin sahip olduğu her güçlü yan, kendine içkin bir olumsuzluğu da beraberinde getirir. Zayıflıklar olmadan güçlü yanlara sahip olmak mümkün değildir. Her erdem kendiyle ilintili bir zayıflığı barındırır. Bütün erdemler tek bir insanda toplanamaz. Bu belirgin kriz anlarında sakin kalmamız konusunda bize yardımcı olan bir teoridir, çünkü başkalarının kusurlarına, başarısızlıklarına ve zayıflıklarına bakış biçimimizi değiştirir… Birbirinden farklı güçleri olan insanları pekala bulabiliriz, ancak onlar da farklı türden zayıflıklara sahip olacaklardır.
Sayfa 26·Kitabı okuyor
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Filozof Paul Ricreur kısa süre önce geleneksel Hıristiyan pedagojisinin kötülüğe aşırı derecede odaklandığını ve sıkıştığını ortaya koydu; öyle ki çevremizde meydana gelen, aynı zamanda kendi yaptığımız iyiliğe karşı körleşebiliyoruz. Bugün her yerde kendini gösteren, felsefi kötülük saplantısı, insanlığı tarihinin ve mirasının bir bölümünden mahrum bırakmak anlamına geliyor. Kötülüğün bu şekilde merkeze konulmasında bir tür insanlık-karşıtlığı görmekten korkmayalım.
Sayfa 75·Kitabı okuyor
Hayatı gerçekten sevmek, onu sadece mutluluk verdiğinde, mutluluğu şart koşarak sevmek değil, mutluluğu ve mutsuzluğu, zevki ve ıstırabı, hüznü ve neşesiyle, bir bütün olarak görmektir.
Boşluk ve eksiklik sadece var olanın ötesinde (yani her şeyin ötesinde!) bir şeyi arzuladığınızda vardır. Ancak dikkatle bakmaktan vazgeçip bekleyişi tercih ettiğinizde sıkılırsınız. Zenginliği arzularsanız, ona sahip olmadığınız sürece özlem duyduğunuz servetin yerindeki boşluğu görürsünüz her yerde; bilmem hangi aşk hikayesini yaşamayı umut ettiğinizde, hayatınızda o aşkın boşluğu olur ve sıkılırsınız. Sizi suçlamıyorum; bu bana da oluyor. Ama anlamaya çalışıyorum. Boş olan hayat değil; ne zaman onun dışında bir şey arzulasak o hale geliyor.
Anlam sorusunu kurcalamayı kendimize yasaklayacak bir durum yok. Önemli olan, mutluluğun bu sorunun sorulmadığı noktada kendini gösterdiğini mümkün olduğunca çabuk anlamaktır. Bu bir aydınlanma, parlak bir mutluluk, bazen bir coşku anı; ama aynı zamanda çok basit bir deneyim olabilir, ki genellikle öyledir. Çok hoşunuza giden bir gezi yaptınız, sizi göklere çıkaran bir aşk ya da erotizm yaşıyorsunuz, arkadaşlarınızla bir gece geçirmektesiniz ve birdenbire bu deneyimin -gezi, aşk, cinsellik, arkadaşlık- kendi kendini doğruladığını anlayıverdiniz, hep başka bir şeye gönderme yapacak bir duyguya bağlı olmaksızın hem de. Bu deneyim o kadar dolu, o kadar mutluluk verici, o kadar yalındır ki, başka bir gerekçeye ihtiyacı yoktur. Bu dakikadan itibaren artık anlam arayışında değilizdir, gerçeği, doğruyu, varoluşu tecrübe etmekteyizdir. Anlam arayışı sonunda ucu daima dine varır, çünkü sadece öteki üzerinden var olabilir anlam: Hayatın anlamı başka (ölümden sonraki) bir hayat, dünyanın anlamı dünyadan başka bir şey, yani Tanrı olabilir ancak. İnananlar için ne mutlu. Ama filozof yorumbilgisi yapmaz. O anlamın değil gerçekliğin peşinde koşar. Ve bilge kişinin ulaştığı, daha doğrusu içinde bulunduğu, zevk aldığı şey de hep eksikliği duyulan anlam değil, hep var olan gerçekliğin ya da sonsuz doğruluğun bir parçasıdır - filozofun dahil olduğu, onu aşan, taşıyan, alıp götüren ve şimdiki zamanda tek bir bütün oluşturan gerçeklik ile doğruluğun ...