Uygarlığımız nasıl konuşulacağı üzerine yazılmış kitaplarla doludur-Cicero’nun Hatip ve Aristoteles’in Retorik adlı eserleri antik dünyadan en değerli iki kaynaktır- ancak ne hazindir ki hiç kimse Dinleyici adında bir eser kaleme almamıştır.
Kendini huzurlu hisseden biri, başkalarının huzurunu kaçırma ihtiyacı hissetmez.Eğer içimizde fırtınalar kopmuyorsa, zalim olmak için yeterince enerjimiz yoktur.
Henry James, Turgenyev’in karakterini düşündüğünde, Rus ahbabında Gücün Zayıflığı’nın emarelerini gördü. Teori şöyle devam eder: Bir bireyin sahip olduğu her güçlü yan, kendine içkin bir olumsuzluğu da beraberinde getirir. Zayıflıklar olmadan güçlü yanlara sahip olmak mümkün değildir. Her erdem kendiyle ilintili bir zayıflığı barındırır. Bütün erdemler tek bir insanda toplanamaz. Bu belirgin kriz anlarında sakin kalmamız konusunda bize yardımcı olan bir teoridir, çünkü başkalarının kusurlarına, başarısızlıklarına ve zayıflıklarına bakış biçimimizi değiştirir… Birbirinden farklı güçleri olan insanları pekala bulabiliriz, ancak onlar da farklı türden zayıflıklara sahip olacaklardır.
Filozof Paul Ricreur kısa süre önce geleneksel Hıristiyan pedagojisinin kötülüğe aşırı derecede odaklandığını ve sıkıştığını ortaya koydu; öyle ki çevremizde meydana gelen, aynı zamanda kendi yaptığımız iyiliğe karşı körleşebiliyoruz. Bugün her yerde kendini gösteren, felsefi kötülük saplantısı, insanlığı tarihinin ve mirasının bir bölümünden mahrum bırakmak anlamına geliyor. Kötülüğün bu şekilde merkeze konulmasında bir tür insanlık-karşıtlığı görmekten korkmayalım.
Hayatı gerçekten sevmek, onu sadece mutluluk verdiğinde, mutluluğu şart koşarak sevmek değil, mutluluğu ve mutsuzluğu, zevki ve ıstırabı, hüznü ve neşesiyle, bir bütün olarak görmektir.