Suat

Anlam sorusunu kurcalamayı kendimize yasaklayacak bir durum yok. Önemli olan, mutluluğun bu sorunun sorulmadığı noktada kendini gösterdiğini mümkün olduğunca çabuk anlamaktır. Bu bir aydınlanma, parlak bir mutluluk, bazen bir coşku anı; ama aynı zamanda çok basit bir deneyim olabilir, ki genellikle öyledir. Çok hoşunuza giden bir gezi yaptınız, sizi göklere çıkaran bir aşk ya da erotizm yaşıyorsunuz, arkadaşlarınızla bir gece geçirmektesiniz ve birdenbire bu deneyimin -gezi, aşk, cinsellik, arkadaşlık- kendi kendini doğruladığını anlayıverdiniz, hep başka bir şeye gönderme yapacak bir duyguya bağlı olmaksızın hem de. Bu deneyim o kadar dolu, o kadar mutluluk verici, o kadar yalındır ki, başka bir gerekçeye ihtiyacı yoktur. Bu dakikadan itibaren artık anlam arayışında değilizdir, gerçeği, doğruyu, varoluşu tecrübe etmekteyizdir. Anlam arayışı sonunda ucu daima dine varır, çünkü sadece öteki üzerinden var olabilir anlam: Hayatın anlamı başka (ölümden sonraki) bir hayat, dünyanın anlamı dünyadan başka bir şey, yani Tanrı olabilir ancak. İnananlar için ne mutlu. Ama filozof yorumbilgisi yapmaz. O anlamın değil gerçekliğin peşinde koşar. Ve bilge kişinin ulaştığı, daha doğrusu içinde bulunduğu, zevk aldığı şey de hep eksikliği duyulan anlam değil, hep var olan gerçekliğin ya da sonsuz doğruluğun bir parçasıdır - filozofun dahil olduğu, onu aşan, taşıyan, alıp götüren ve şimdiki zamanda tek bir bütün oluşturan gerçeklik ile doğruluğun ...
Reklam
Hayatın değeri değildir ona duyduğumuz sevgiyi haklı kılan; tam tersine ona duyduğumuz sevgi hayata değer kazandırır. Sevgi, nesnesinin değerine bağlı değildir: O, değeri yaratandır. "Bir şeyi iyi olduğu için arzulamayız," diye yazar Spinoza, "tam tersine, onu arzuladığımız için iyi olduğuna karar veririz." Kuramsal içeriğiyle felsefe bir düşünce işidir, ama pratik ya da duygusal içeriğiyle bir arzu işidir de: Yaşamayı, tat almayı, sevinmeyi, yani sevmeyi öğrenmektir söz konusu olan.
Yaşamayı bazı koşullarla, sadece sevinç verdiğinde seviyorsanız, hayatı değil, mutluluğu seviyorsunuz demektir. Ne var ki ister iyi olsun ister kötü, yaşadığınız her şey size aittir: Mutluluğa duyduğumuz arzu, bizi ondan koparıverir.
"Hayat", der Montaigne, "başlı başına kendi kendinin ereği olmalıdır." Hayatın amacı, yaşamaktır. En büyük mutluluk, anlam sorununun geçerliliğini yitirdiği bir anı -adeta sonsuzluk- yaşamaktır; çünkü hayat, şimdi ve burada bizi doyurmaya yeter.
Mutluluk mutlak bir şey değil, inişleri ve çıkışları, gidip gelen sevinçleriyle varoluşun -son derece göreli- bir halidir ... Bu mutluluğu bir kenara itmek için gerçekten ya bu konuda kara cahil olmak gerekir ya da hayatı zerre kadar sevmemek! Mutlak mutluluk yoktur (yani saadet), ama mutsuz olmadığımız sürece az çok ya da hemen hemen mutluyuzdur. Müşkülpesent olmayalım! Gerçekliğin yüzüne tüküren nihilistler ya da dekadanlar gibi davranmayalım. Hayatın bana öğrettiği ve benim bir tür bilgelik olarak gördüğüm şeylerden biri şudur: Üç aşağı beş yukarı mutlu olmak, başlı başına bir mutluluktur.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Reklam