Suat

İnsanoğlunun sıkıntıya, tiksintiye, hayal kırıklığına kapılmaksızın kendi kendiyle yüzleşemeyeceğini gösterir Pascal; çünkü o zaman insan kendinin de, onu bekleyenin de ne kadar önemsiz olduğunu keşfeder. Neyim ben? Hemen hemen hiçbir şey. Beni bekleyen ne? Hiç: Hiçlik, ölüm. Pascal'ın deyimiyle“oyalanma"mızın, yani kendi kendimize bir sürü meşgale dayatmamızın sebebi de budur. Amaç hep mutluluk gibi görünür, ama aslında sadece kendimizi ve ölümümüzü düşünmekten bizi alıkoymaya yarar bütün hepsi... Aslolan ganimet değil, der Pascal, avın kendisidir; tavşan değil, onun peşinden gitmektir. Çünkü hayvanın arkasından koşarken, ölümü düşünmeyiz ... İnsanoğlunun sefaleti. Mutluymuşuz gibi davranıyoruz, öyle olmadığımızı ve ölüp gideceğimizi unutmak için.
Reklam
Mutluluğun yolu ne sahip olmaktan geçer, ne de var olmaktan. Onun kaynağı eylemdir: İnsan sadece yaptığı şeyden gerçek anlamda haz duyar. Biricik insani mutluluk iştedir, eylemdedir.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Sokrates'in Şölen'de söylediği gibi arzu eksiklik demekse, eliniz mahkum, sahip olmadığınız başka bir şeyi arzulayacaksınız.. Buna karşılık, arzularımızın giderilmesi de mutluluk getirebilir; eğer yaptığımız şeyi ya da var olanı (eksik olmayanı) istiyorsak. Yürürken yürümeyi, yemek yerken yemek yemeyi diliyorsanız, istediğiniz harfiyen yerine gelmiş demektir ve hiçbir şey sizi mutluluğunuzdan alıkoyamaz. Sahip olamadığınız şeyin, örneğin geleceğe dönük arzunun (umudun) tutsağı mı olduğunuza, yoksa şimdiki zamanı mı yaşadığınıza, yani yaptığınız ya da o an zevk aldığınız şeyi mi arzuladığınıza karar vermek size kalmış. Bütün güçlük, arzunun kendiliğinden eksikliği çekilen şeye yansıması: Artık sadece sahip olmadığımız, umut ettiğimiz şeyi arzulamayı biliyoruz; oysa mutluluğu yaratan eksiklik değil zevk, umut değil aşk ve eylem.
Mutluluk, görevlerden kurulu olan ahlaktan çok, bir yaşama sanatı olan etiğe dayanır. Mutluluk ne emir altına girer, ne de emir verir: Mutlu olmak bir ödev değildir! Epikuros etiğiyle Hobbes insanbilimi arasında seçim yapmaya gelince; bazen gerekir. Ama bu, ikisinin hiçbir zaman uyuşamayacağı anlamına gelmez. Hobbes insan konusunda haklıysa, asla doyasıya mutlu, asla tamamen bilge olamayacağız, asla tam bir doyuma ulaşamayacağız demektir. Buna katılıyorum. Ama kusursuz bilgeliğe ulaşamayan, mutlaka zırdeli olacak diye bir kural yok! Bilgeliğin içinde de dereceler var: Az ya da çok bilge olabiliriz. Montaigne, bu göreli bilgeliğin en iyi temsilcisidir bence: Az ya da çok bilge, az ya da çok deli, az ya da çok mutlu, az ya da çok mutsuz olabilir insan... Bir parça bilgelik, hiç olmamasından iyidir.
...Şöyle: "Bir insanın iktidarı, gelecekte görünen herhangi bir zenginliği elde etmek için şu an sahip olduğu olanaklardan ibarettir." Arzu zamana yayıldığı anda; gene Hobbes'un yazdığı gibi, "insanın arzu nesnesi bir tek kez, bir tek an zevk duymak değil, gelecekteki arzusuna giden yolu sağlama almak" olduğu anda, her arzu bir gelecek arzusu, dolayısıyla iktidar arzusudur. Epikuros'tan alabildiğine uzaklaştık işte! Mutluluğun "en yüksek iyi" olduğu kuramın yerini, iktidarın tanımsız bir arayışın nesnesi olduğunu söyleyen bir kuram alıyor. Bu noktada bilinmesi gereken, mutluluk arayışının mı, yoksa iktidar peşinde koşmanın mı bizi harekete geçirdiğini bilmektir. İkisi de olabilir. Bana öyle geliyor ki, insan konusunda maalesef genellikle Hobbes haklıdır, mutluluk konusunda ise Epikuros. Hobbes insanbilimi daha gerçektir, Epikuros etiği daha doğrudur. Bir seçim yapmak gerekirse, ki bazen olur böyle, Hobbes ile düşünelim ve daha ziyade Epikuros ile yaşayalım . . .
Sayfa 40·Kitabı okudu
Reklam