Suat

Kant'a göre mutluluk, bütün eğilimlerimizin, bütün arzularımızın tatminidir. Kavram bu nedenle değişkendir: Herkes mutlu olmak ister, ama hiç kimse bu duruma nasıl varabileceğini tam olarak bilmez! Gerekli olan, diye yazar Kant, "Mutlak bir bütün, şimdiki ve gelecekteki halimde azami huzurdur", tabii hiçbir deneysel verinin yaratamayacağı bir şeydir bu. Dolayısıyla şu ölümlü dünyada mutluluğa ulaşmak, hatta ayrıntılı olarak üzerinde düşünmek mümkün değildir. Daima birtakım doyurulmamış arzularımız olacaktır; sonuç olarak asla dolu dolu mutluluk yaşayamayacağız. İşte bu nedenle mutluluk bir idealdir, diye yazar Kant, "mantığa değil, hayal gücüne ait" bir ideal. Mutluluğu hayal edebiliriz, ama üzerinde düşünmeyi, hele de ona ulaşmayı hiçbir zaman başaramayız.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Öte yandan iyi ve kötü sürprizleriyle, sınırlarıyla, iniş çıkışları ve çalkantılarıyla bu gündelik ve göreli mutluluğa eklenen "kurama" ve "tefekküre" dayalı bir mutluluk daha vardır ki, o bambaşka bir şeydir. Bahsettiğimiz, kelimenin mistik anlamında tefekkürdür. Aristoteles'in dehası ya da dahice sağduyusu bu mutlulukların ikisini de reddetmemesindedir: Bir şu göreli mutluluk var, o bir açıdan şans meselesi; bir de sonsuzluk zevkine benzeyen, zihinsel ya da tinsel yaşamdaki tefekkür mutluluğu var. Bizim hedefimiz, birine ya da ötekine değil, ikisine birden ulaşmak. İkisinden birine en azından kısmen (Aristoteles'in deyimiyle "mümkün olduğu kadar") ulaşabilirsek ne mutlu; tesadüf ya da kendi zayıflığımız bize engel olursa da canımız sağ olsun. Felsefe, her derde deva bir sigorta değildir.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Aristoteles için de bilgelik, bir mutlu yaşama sanatıdır; ama mutluluğumuzda bize bağlı olmayan unsurlar bulunduğunu, mutlu olmak için kuşkusuz erdemli, özgür olmam, "hayatımı yönetmem" gerektiğini, ama aynı zamanda sefalet ya da onursuzluk içinde yaşamamaya, dostlar edinmeye, sağlığımın yerinde olmasına, ülkemin baskı görmemesine ya da iç savaş yaşamamasına -bana bağlı olmayan ya da çok az bir kısmı bağlı olan bütün bu şeylere-ihtiyacım olduğunu bilir o. Sokrates'in öne sürdüğü, stoacılarla Epikurosçuların iddia ettiği gibi işkence altında mutlu olunabileceğini söylemek, "Laf olsun diye konuşmaktır," diye kaydeder Aristoteles...Bir bütün olarak ele alındığında mutluluk tamamen bizim elimizde değildir, bu Aristoteles'in kuramsal açıdan zayıf; ama bizim deneyimimize, insanlığımıza daha yakın olduğu için uygulamada güçlü olmasını sağlar.
"Bilgeliğin de aşırılıkları var," diyecektir Montaigne, "ve o da ölçülü olmaya en az delilik kadar muhtaçtır." Haklı. Stoacılık ve Epikurosçuluk abartılı, aşırı öğretilerdir ve bu noktada bilgelikleri eksiktir. Buna karşılık Aristoteles ve hatta Montaigne bize olağan bir bilgelik üzerine düşünmeyi öğretecekler: Herkes için, daha doğrusu hemen hemen herkes için ve her gün geçerli bir bilgelik - bilge olmayanlar için, başka bir deyişle sizin ve benim için bir bilgelik...Aristoteles'in öğretisi, insan doğasına çok daha uygun, tam kararında bir duruş, bir "orta yol": Mutluluk bize ve erdemlerimize olduğu gibi, maddi ve zihinsel zenginliklere de bağlıdır.
Stoacı bilgelik, kabullenme üzerine kuruludur: Bilge, olup biten her şeye razı olur; çünkü bütün bunlar ona bağlı değildir. Ama etkin olmaktan kesinlikle vazgeçmez. Tam tersine: Bilgeliği aynı zamanda eylem üzerine kuruludur. Müdahale edebileceği şeyler söz konusu olduğunda, bilge sadece kötü olandan, ona yakışmayandan ya da özgürlüğüyle bağdaşmayandan uzak durur. Geri kalanı için, elinden geleni yapar. Epikurosçuluk bir zevk sanatıysa, stoacılık bir irade sanatıdır... Seneca'nın Lucilius'a yazdığı mektupta geçen bir cümlenin anlamı da budur: "Umut etmeyi unuttuğunda, sana istemeyi öğreteceğim." Sana bağlı olmayanı arzulamayı unuttuğunda, ki bu seni köleliğe ve mutsuzluğa mahkum eder, sana bağlı olanı arzulamayı öğreteceğim, bu seni özgürlüğe ve mutluluğa götürür.