Suat

Epikurosçuluk hedonist bir çileci öğretidir; stoacılık ise kesinlikle öyle değil: Ahlakçı ve iradeci bir çileciliği savunur o. Ama bu, onun bir eudaimonia olmasını engellemez: Stoacı çilecilikten de bizi mutluluğa götürmesini bekleriz. Ancak, bu mutluluk erdemle tarif edilir, zevkle değil. Her zamanki şaşırtıcı açıklığı ve kavrayışıyla Kant, Epikurosçuluğun ve stoacılığın "en yüksek iyi"ye, yani mutlulukla erdemin uyumuna dayanan, ama iki farklı hiyerarşiye ya da oluşa sahip kuramlar olduğunu gayet iyi görmüştü: Epikurosçulara göre için mutluluk erdemi; stoacılara göre ise, erdem mutluluğu yaratır.
Reklam
XVII. yüzyılda Pascal'ın Aziz Augustinus'tan alıp yorumladığı öğreti böyle söyler. İnsanın mutluluğunu "dışarıdan", dış şeylerden (mesleğinde başarılı olma, toplum içinde bir yer edinme, gönül ilişkisi) beklemesi, mutluluğun "binlerce kazaya" kurban gitmesi korkusu içinde yaşamak demektir, ve talihin gözü kör olduğundan bu kazalar mutlaka gelir bir gün başımıza. Zevk aldığımız ne varsa; para, oyun, aşk, iktidar, hepsi tek bir işe yarar: Bize mutsuzluğumuzu unutturmaya, ölümün kaçınılmazlığı ve asla mutlu olamayacağımız düşüncesinden bizi "uzaklaştırmaya"
Pascal’ın dediği gibi, insanlar odalarında sesiz sedasız oturmayı öğrenebilselerdi kötülüklerin büyük kısmı ortadan kalkardı. Algısı arınıp temizlenmiş mütefekkirin ise odasında oturması gerekmez. Çıkıp işlerini halleder, Şeylerin Kutsal Düzenini görüp onun bir parçası olmaktan öyle memnundur ki Traherne’ın “dünyanın kötü hileleri” dediği şeylere yeltenmeyi aklından bile geçirmez.
Ne var ki Platon, Varlığı oluş halinden koparmak ve onu matematiksel bir soyutlama olan İdea kavramıyla özdeşleştirmek gibi muazzam, tuhaf bir hataya düşmüştür. Zavallı adam, bir çiçek demetini kendi iç ışığıyla parlayan bir şey olarak değil, üzerine yüklenen anlamın ağırlığıyla titreşen bir şey olarak görmüştü ancak; gülün, süsenin ve karanfilin hareketle işaret ettiği şeyin, oldukları şeyden ne daha fazlası ne daha azı olduğunu asla idrak edememişti- geçici olmasına rağmen edebi bir yaşam; mütemadiyen yok olurken aynı anda katışıksız saf Varlık; sözcüklerle ifade edilmeyecek ve fakat apaçık bir paradoksla tüm varoluşun o ilahi kaynağının görüldüğü ufacık, benzesiz tikellerden bir demetti o; bunu anlayamamıştı.
Sayfa 15·Kitabı okudu

Suat

, bir kitap okudu
Puan vermedi·148 syf.·
5 günde okudu
·
2026 18. kitabı
Claire Marin
8.5/10 · 144 okunma
Reklam