Ayberk konca

Ayberk konca
@koncayberk
Booktuber / Çellist
Öğrenci
Ankara Müzik Üniversitesi
Bursa
Bursa
15 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2018 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2018 10:44
Sanırsam uzun süre sonra bir kitap hakkında ne yazacağımı bilemedim. Kitabı bitirip üstüne kitaptan uyarlanan Call Me by Your Name isimli filmi izledim ve keşke izlemeseydim çünkü kitap zaten beni duygusal olarak yeterince sarstığından üstüne bir de film eklenince duygudan boğuldum resmen. Çarpılmış hale döndüm, morelim bozuldu ve dünyayı sorguluyorum. Bu kitap bana bu üçünü yaşatmayı başardıysa bu onu Ayberk’in Harika Kitapları kategorisine sokar. Kitap Elio ve Oliver’ın aşkı çerçevesinde ilerliyor. Sadece bir yaz süreceklerini bildikleri bir aşk... Ancak tabiki okumaya alışkın olduğumuz klasik aşk kitaplarından değil bu hatta aşk kitabı değil aslında. Bize duyguları o kadar iyi ve kusursuz aktarıyor ki bu onu bir analiz kitabı yapıyor bir nevi. Kitapta her bir cümlenin her bir kelimenin anlamı var bir yaşanmışlığı, üstüne düşünülmüşlüğü var. Son iki yıldır karşıma çok güzel kitaplar çıktı Antabus, Suç ve Ceza, Kardeşimin Hikayesi vs. Ancak böyle içine çeken bu denli anlatmak istediğini, yazdığını hissettirebilen bir kitapla karşılaşmadım. Yazar ilim ilim, ilmek ilmek yazmış ve hissettirmiş be anlatmak istediyse. Karakterlerin özellikleri ve birbirleri için yaptıkları da bir o denli özenle seçilmiş ve hoş şeyler. Mizahi olarak okuduğunuz bir olay aslında büyük bir aşk itirafı veya duygu yoğunluğu olarak geri dönüyor üstüne çok az düşününce. Kitap film arası farklara azıcık değinecek olursam elbette kitaptaki anlatılmak istenen hareketleri ve duyguları daha iyi anlıyorsunuz ancak kitabı okuyan biri filmi izlediğinde aynı şeyi filmde de anlıyor zaten. Kitap başlarında size nereye geldik biz şimdi bu kim neresi ki burası demenize sebep oluyor ancak filmde olay ve zaman olgusu daha net oturmuş bir şekilde karşımıza çıkıyor. İkisinin de sonu yıkıcıydı ancak farklıydı ve
Adınla Çağır BeniAndré Aciman · Sel Yayınları · 20244,322 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
3/10
·156 syf.··
2018 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2018 17:58
Yazılarına hayran olduğum ve sel yayınlarından çıkan çoğu kitabını okuduğum Jeanatte Wentwrson’un DK tarafından bir kitabının basıldığını görünce hem sevindim hem de nasıl daha önce görmedim de bu kitabı almadım diye şaşırdım. Keşke şaşırmasaydın da almasaydın Ayberk demem kitaba başladıktan bir kaç bölüm sonra gerçekleşti. Bu kadar sevemezdim galiba bir kitabı. Sevmediğim bir kitap nasıl anlatılır hiçbir fikrim yok ayrıca 🤷‍️ Yazar genelde dramatik olayları, gerçek anıları, anılarını hikayeleştirerek çok başarılı kitaplar yazardı. Belki de kitabı bu düşünce ile okuduğum için sevmedim. Kitap 17.yy İngiltere’sinde yani cadılık kavramının en yoğun olduğu dönemde geçiyor ve kaba tabiri ile cadıların yaşadığı zorlukları, onların başına gelen çoğunda gerçeklik payı olan bağlantısız gibi gözüksede birleştirebileceğiniz noktaları olan kısa kısa anı tarzı hikayelerden oluşuyor. Kitap dil açısından gayet güzeldi ve altı boş değildi araştırıldığı belliydi ancak yazardan beklediğim bu olmadığı için sevemedim kitabı. Belki ilk bu kitabını okusam sevebilirdim çünkü edebiyat ve anlatım açısından kötü bir kitap olduğunu asla söyleyemem ama yazar-kitap alakası denen bir şey var ki bu kitapla yazarını uyuşturamadım maalesef. Küçük bir pencereden bakarsak cadıların uğradıkları zulmü normal bir insana/kadına indirgersek çarpıcı bir roman olarak görürüz ama bu anlatım ve üslup ile değil gerçekten. Kitabı ben beğenmedim ama yazarın bu kitabı dışında Tek Meyve Portakal Değildir ve Vişnenin Cinsiyeti başta olmak üzere çoğu kitabını tavsiye ederim.
Günışığı KapısıJeanette Winterson · Doğan Kitap · 2014187 okunma
10/10
·112 syf.··
2018 29. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Ağustos 2018 23:10
Perec’in Şeyler isimli bu kitabını tavsiyelerine güvendiğim ve çok sevdiğim @mayisrukelin hikayesinde görüp almıştım ve şaşırtmadı ki harika bir kitaptı. Beni Perec ile tanıştırdığı için kendisine minnet duyar bir konumdayım şu yorumu yazarken. Kitap sizi daha baştaki bir söylem ile içine çekiyor aslında “Zevkler yoğun olacaktı. Zevk alacaklardı yürümekten, gezmekten, seçmekten, değerlendirmekten. Yaşamaktan zevk alacaklardı. Bir yaşama sanatı olacaktı yaşamaları.” Devamında ise büyük bir bilinmezliğe sürüklüyor. Kitabı bitirdiğim o ilk anda çoğu güzel kitabın bende yarattığı o hiçbir şey anlamamışlık hissi beni kapladı. Le Guin’in Mülksüzleri ya da Wenterson’un Vişnenin Cinsiyeti gibi bu kitaptan da hiç bir şey anlamadım. Son sayfayı okudum, kitabı kapattım ve sadece baktım. Boş boş baktım. Bir süre sonra jetonum düşünce küçük düşünce patlamaları yaşadım ve yazarın dilini bilen birileriyle konuşma ihtiyacı duydum. Bir süre önce beliren düşünce patlamalarım daha belirgin bir hal alınca kitap hakkında yazılmış inceleme ve eleştiri yazılarına bir göz attım. İşte sonunda her şey yerli yerine oturdu. Meğerse benim uzunca betimlemelerle eşya anlatan, sürekli yaşam mücadelesinde olan bir çift konu alan, kararsızlıklarla dolu, buram buram geçmiş kokan kitap hayatın tam kendisiymiş. Kitabın başlığındaki şeyler aslında hem kapaktaki hem de kitabın başındaki eşyalardı. Eşyalarsa bizim yeni çağ anlayışından kaynaklı gereksiz yere bağlandığımız objelerdi. Meğerse kitap bize modernist anlayışı yansıtıyormuş -ki bunu anlayınca kitaba tekrar bir göz attım- ve bunu bizim suratımıza farklı yollarla çat çat vuruyormuş. Kitapta kapitalist düzene de çokça eleştiri göreceksiniz ve emin olun yazar sözünü hiç esirgememiş. Buna örnek olarak kitapta en sevdiğim cümlelerden biri olmayı başarmış
ŞeylerGeorges Perec · Metis Yayınları · 20161,357 okunma