Perec’in Şeyler isimli bu kitabını tavsiyelerine güvendiğim ve çok sevdiğim @mayisrukelin hikayesinde görüp almıştım ve şaşırtmadı ki harika bir kitaptı. Beni Perec ile tanıştırdığı için kendisine minnet duyar bir konumdayım şu yorumu yazarken.
Kitap sizi daha baştaki bir söylem ile içine çekiyor aslında “Zevkler yoğun olacaktı. Zevk alacaklardı yürümekten, gezmekten, seçmekten, değerlendirmekten. Yaşamaktan zevk alacaklardı. Bir yaşama sanatı olacaktı yaşamaları.” Devamında ise büyük bir bilinmezliğe sürüklüyor.
Kitabı bitirdiğim o ilk anda çoğu güzel kitabın bende yarattığı o hiçbir şey anlamamışlık hissi beni kapladı. Le Guin’in Mülksüzleri ya da Wenterson’un Vişnenin Cinsiyeti gibi bu kitaptan da hiç bir şey anlamadım. Son sayfayı okudum, kitabı kapattım ve sadece baktım. Boş boş baktım. Bir süre sonra jetonum düşünce küçük düşünce patlamaları yaşadım ve yazarın dilini bilen birileriyle konuşma ihtiyacı duydum. Bir süre önce beliren düşünce patlamalarım daha belirgin bir hal alınca kitap hakkında yazılmış inceleme ve eleştiri yazılarına bir göz attım. İşte sonunda her şey yerli yerine oturdu. Meğerse benim uzunca betimlemelerle eşya anlatan, sürekli yaşam mücadelesinde olan bir çift konu alan, kararsızlıklarla dolu, buram buram geçmiş kokan kitap hayatın tam kendisiymiş.
Kitabın başlığındaki şeyler aslında hem kapaktaki hem de kitabın başındaki eşyalardı. Eşyalarsa bizim yeni çağ anlayışından kaynaklı gereksiz yere bağlandığımız objelerdi. Meğerse kitap bize modernist anlayışı yansıtıyormuş -ki bunu anlayınca kitaba tekrar bir göz attım- ve bunu bizim suratımıza farklı yollarla çat çat vuruyormuş. Kitapta kapitalist düzene de çokça eleştiri göreceksiniz ve emin olun yazar sözünü hiç esirgememiş. Buna örnek olarak kitapta en sevdiğim cümlelerden biri olmayı başarmış