Hiçbir şeyi özlememişim gibi, bu özlemekler özlemek değilmiş gibi, kimse kimseyi bu kadar özleyemezmiş gibi özlediğimi fark etmekten, sonra bana kollarını açmadan, sana doğru uzanırken aramızdaki yarım metre hiç bitmeyecekmiş gibi, sanki sana yetişemeyecekmişim gibi, şimdi sarılmazsam bir daha hiç sarılamazmışım gibi korkmaktan, sarıldığım anda bütün dünyayı sarsacak kadar çok ağlamaktan, senin beni sakinleştirmek için saçlarımı sevmenden, “Yine rüya görüyorum dimi?” dediğimde “Yok lan valla, bu sefer gerçek,” demenden, sen dediğin için her seferinde gerçek olduğuna inanmaktan, inanmaktan başka çare bulamamaktan, üstünden çok zaman geçti diye artık kimselere anlatamadığım bu çok eskimiş derdimin nihayet bittiğini sanmaktan yoruldum.
Çünkü insan uyanıyor.
Mutlaka onların da kendilerine göre sorunları vardır.Sıcakla soğuğu ayıramazsın.Zaten ayırsan da işin içinden çıkamazsın.Düpedüz anlamazsın.Mekanik sesler vardır.Ciddi yüzler vardır.Yapılan klinik çalışmalar vardır. Gerçekler vardır.2 kere 2’ye farklı sonuç ararsın.Kendine yeni bir formül kurarsın.Pi’yi 3 alırsın.X’i yanlız bırakırsın.Limitin nereye gittiğine aldırmazsın.Ama hesabı bir türlü tutturamazsın.Hem zaten tuttursan da kimseyi inandıramazsın.
Elinden gelmeyen şeyler vardır. Tek çare zamandır. Kendini koltuğa bırakıp gözlerini kaparsın.Zamanı daha hızlı ilerletebilmek için tek tek saniyeleri sayarsın.
Sekizbinaltıyüzyetmişiki…
Sekizbinaltıyüzyetmişüç…
Sekizbinaltıyüzyetmişdört…