Bu sayfalarda yolculuk eden her okur, bir sanatın, bir tutkunun, bir deliliğin esiri olur.
"Ben, Antonin Artaud", sıradanlığın ötesinde, sıra dışı bir kitap. Sayfalarında dans eden harfler var, senaryosu delice, şiirsel bir dilin kıyısında, sıradışı bir yolculuk işte.
Artaud, bir asi, bir isyankâr, bir dahi, sözcüklerin ötesinde dans eden bir ruh. Kelimeleri büküp kıvıran, anlamı alt üst eden, sesin ritmini yakalayan, duygu dolu bir zihin kendisi.
Onun dünyası, tiyatroların ötesinde bana göre, zira modern insana sıradanlığın tuzaklarına düşmemesi ve kendi iç dünyasının derinliklerini keşfetmesi gerektiğini söylemek istiyor eserde. Onun kitaptaki asıl mesajı, modern toplumun baskılarından ve kalıplarından kurtulmanın önemini vurgulamak.
İnsanın iç dünyasına yolculuk eden bu kitap, tek bir okuyuşta anlaşılacak değil, derinlemesine bir tapınak misali. Çünkü şiirsel bir dil kullanılıyor ve şiirsel dilin büyüsüne kapılan okur, Artaud'un zihninde kaybolur, sarsılır, yıkılır, dirilir ve uçar. Bu şekilde, bir okur olarak, Artaud'un hayatına ve sanatına daha yakından bir bakış açısı elde edebilir ve onun etkileyici ve çoğu zaman tartışmalı dünyasında kaybolabiliriz.
Kitabın en çarpıcı yanı, Artaud'un tiyatro anlayışını devrimci bir perspektifle okuyabiliyor oluşumuz. Zira o, geleneksel tiyatrodan sıyrılarak, "Soyut Tiyatro" kavramını ortaya atmış ve tiyatroyu duygusal bir deneyim ve bedenin kullanımıyla daha etkileyici bir hale getirmiş kişidir.
Artaud'un iç çatışmalarına şahit olurken, kendi iç yolculuğumuza da çıkarız derin bir okyanusta. İçimizdeki şiddeti, karanlığı, yasakları keşfederiz, Onun kaleminden dökülen sözcüklerle besleniriz. Sözcüklerin dansıyla ruhumuzda iz bırakır, ve bizi, gerçekliğin ötesinde bir dünyaya taşır. Şiirsel düzyazılarla bezeli sayfalarında,